Sevginin ihtişamını ayakta tutan saygıdır

0

 

35’inde çocuk gibi ağlanır mı?

Yeterki ”Yanında ağlamak bile bana mutluluk veriyor.” diyebildiğiniz insanlarınız olsun etrafınızda. Ağlamak bile güzeldir o durumda.

Bazı sorunlar yüzünden erkenden büyümek zorunda kalan çocuklar varsa bu dünyada, büyük olmaktan sıkılan yetişkinler de çoktur zannımca. Sorumsuzca, fütursuzca veyahut da hesapsız ve plansız olduğundan mütevellit dobra ve net yaşamak ister insan ama öğrendikleri ve deneyimledikleri izin vermez buna. Tüm açıklığıyla ortada olan bir insan şeffaftır, rahattır. Saf olduğu kadar da kaygısızdır. Nasıl ki çok bilen çok yanılır, az bilen de bazen bir o kadar çok kazanır. Bilgiyle dolu olmak, donanımlı olmak başka birşey, hayata dair yüklü olmak başka birşeydir. Kurtulmak lazım fazla yüklerden, ferahlatmak lazım bünyeyi tez elden. Koca bir okyanusa ayağında kum torbalarıyla atlamak gibi nafiledir enginlere dalmak yoksa.

Onda ne bulduğunuzu bilmediğiniz o insanda belki bir Frida Kahlo havası var insanı ilk bakışta ürküten sonradan etkileyen, bununla ne işim olur deyip de sonradan ilişiğini bir türlü kestiremeyen… Hayatınızda karşılaştığınız en güzel insan olmasa da ilham aldığınız yada motive olduğunuz kişiler de olabilir sizi etkisi altına alan.

Bununla beraber

Ağzıyla kuş tutsa dönmeyeceğiniz insanlar, açlıktan ölseniz çalmayacağınız kapılar, sıcaktan harap düşseniz klimasına sığınmayacağınız ortamlar ve barut gibi dursanız da birilerinin poligonunda kendinizi mermisiz tabanca gibi hissettiğiniz durumlar olabilir.

Belki hep kanıp hiç kandıramayanlardansınız, dışında buz kesip içinde yanıp kavrulanlardansınız yada içi boş bir havuz kadar manasız kaldınız. belki belli etmek, paylaşmak, yandım anamcılık size göre değil, belki de tek dayanma gücünüz yana yakıla ağlamak, herkese anlatmak olabilir.

Vay ben sıfır hatayla yaklaştım, vay ben incelikli, özenli ve öncelikli davrandım, vay ben hep anlayışlı oldum deyip de aynı karşılığı görememekten muzdarip dili dini farketmez belki milyarlarca insan var bu dünyada. Onlar da kendi dillerine göre bir ‘’vay’’ ekliyorlardır herhalde o sözlerin başına. Kimine göre ağıt yakma, kimine göre gözlerde bir kaç yalandan damla, kimine göre hırs ve gurur, kimine göreyse salt bir sevgi gösterisidir bu ama…

Mehmet Akif’in sözleri kadar ağır anlamlar taşıyan konuşmalara maruz kaldığında bile bir Serdar Ortaç şarkısı kadar anlam ihtiva edebilir bazen karşınızdaki insan. Anlayana ‘’Çek Elini Kalbimden’’ saz, anlamayana ‘’İstiklal Marşı’’ az. Kimi zaman sözü biraz kapalı söylemeyi yeğlersiniz. Anlayışlı kimseler, ne denilmek istendiğini zaten anlarlar. Anlayıştan kaçanların hızına Arap atı yetişemez. Ne kadar açık söyleseniz de, ne kadar tekrar etseniz de yine anlamazlar. Hem de dört nala aynı yoldan yerinde sayarak kaçmaya devam ederler. O yüzden fazla uğraşmaya gerek yok. Bir Albert Einstein olup izafiyet teorisini, bir Newton olup yerçekim gücünü tekrar ispatlamaya gerek yok bu hayatta. Olaylar sizin baktığınız dalga boyutunda cereyan etmiyor olabilir. Elektriğinizi suyunuzu başkası vermiyor ya.

İçindeki Kerbela hissini hemen oracıkta terketmeli insan. Çünkü insanları ve olayları değiştiremezsiniz ama onlara yaklaşımınızı değiştirerek çok şeyi değiştirebilirsiniz. Önce bunu kabul etmeli ve ferahlığını hissetmelisiniz.

Sessizlik en ağır tepkidir, olanı olduğu gibi kabul edin, binin İngiliz Atınıza bir şövalye edasıyla geze geze, etrafınızdaki güzellikleri de fark ede ede yolunuza gidin. Çünkü şunu unutmamak lazım ki: Sevginin ihtişamını ayakta tutan saygıdır.  Yeter ki saygıyı yitirmeyin. En nihayetinde öyle yada böyle, pek çok anıyla birlikte ömrünüzün bugüne kadarki kısmını bitirdiniz, geriye belki 33 yıl belki 3 ay belki 3 gün belki de 2 saatiniz kaldı bu dünyada. Paylaşılanların hatırına hiç olmazsa birbirinizin yüzüne bakacak iki çift göz, konuşacak iki çift söz bırakın sevmiş olduğunuz insanlarla aranızda.

 

 

Share.

About Author

Leave A Reply