Şehirler, Seyahat Günlüğü

Bosna Hersek & Karadağ Gezisi

Görülmesi Gereken En Güzel Yerleriyle…

Geçtiğimiz hafta sevdiğim bir arkadaşımın düzenlediği butik bir turla Balkanlar seyahatine çıktım. Butik diyorum çünkü az kişiden oluşan gruplara özel ve keyifli geziler düzenliyor. Bölgedeki yerel turizm acentası da Balkan Travel Agency ( instagram adresi: @bta.ba ). Gerçekten a’dan z’ye dört dörtlük hizmet verdiler. Rehberleri Orkun Bey gayet bilgili ve iigiliydi. Hem gezdik, hem öğrendik hem de çok eğlendik. Bosna Hersek ve Karadağ’ın o yemyeşil doğasında ruhumuz da dinlendi. Tabi yakın tarihte yaşanan 1992-1995 savaşının acı izlerini de kalbimizde hissettik. Hepsinden bahsedeceğim..

Bosna Hersek Hakkında bilgilerle başlayalım:

Fatih Sultan Mehmet döneminde, 1463 yılında Osmanlı himayesine giren Bosna Hersek, 1878 yılına kadar tam 415 sene Osmanlı himayesinde kaldı. 

Daha sonra Osmanlı’nın Balkanlar’da güç kaybetmesi ile Bosna toprakları  Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yönetimine bırakıldı, ardından Yugoslavya topraklarının  parçası olan Bosna Hersek, 1992 de yaşanan tüm dünyanın da  kabul ettiği  Boşnaklara uygulanan Etnik Soykırımın acı sonuçlarının neticesinde 1995 yılında merhum Aliya İzzetbegoviç önderliğinde bağımsızlığını ilan etti.

Bosna Hersek eski Yugoslavya’nın dağılmasından sonra bağımsızlığına kavuşan yedi ülkeden biri.

Hırvatistan, Sırbistan ve Karadağ ile komşu olan ülke yaklaşık dört milyon nüfusa sahip. 

Bosna Hersek’te 8 ayda bir cumhurbaşkanı değişiyor. Bir dönem Sırplar, bir dönem Hırvatlar bir dönem Boşnaklar yönetiyor. Ülke kanton şeklinde yönetiliyor. Başbakanlık sistemi de aynı şekilde 2 senede bir değişiyor. Ülkenin % 51’i Sırp, % 49’u Boşnak ve Hırvatlara ait.

Bosna; iyi insanlar anlamına geliyor.

Birbirleriyle neredeyse aynı olan üç resmi dil (Boşnakça, Sırpça ve Hırvatça) kullanılıyor.

Heryer yemyeşil, karaçam ormanlarıyla kaplı. Pek çok şehrini gezdik hepsini anlatacağım. Önce Saraybosna ile başlayalım..

Saraybosna

Başkent ‘’Saraybosna’’ Avrupa’nın ortasında tam bir Osmanlı şehri gibi adeta. 

Asırlardır farklı dini ve etnik gruptan insanın bir arada yaşadığı, cami, kilise ve sinagogun yan yana olduğu bir yer olduğundan “Avrupa’nın Kudüs’ü” olarak tanımlanıyor.

Boşnaklar yüzlerce yıllık tarihleri boyunca kendi kimliğini korumaya çalışarak bir çok devlet ve medeniyet ile yaşamışlar.. 

Şehirde hem Osmanlı evleri, camileri, çarşılarını, hem Avusturya Macaristan imparatorluğu dönemine ait kliseleri, kafeleri ve barok yapıları, hem de Tito döneminden kalan sosyalist blokları bir arada görebiliyorsunuz. Nehirleri, ormanları ve tertemiz havasıyla dağların arasında tablo gibi bir görüntü sergiliyor. 

Havaalanından şehir merkezine gelene kadar yol üzerinde savaşta ilk bombalanan Bosna Hersek Radyo ve Televizyon binasını görüyoruz. Savaşta ilk hedef alınan yerin burası olmasının sebebi tüm dünya ile iletişimi kesmek.

1984 senesinde Olimpiyatlar Saraybosna’da yapılıyor. O zaman şehirde fazla otel olmadığından Yugoslavya hükümeti şehire gelecek olan misafirleri ağırlamak için bazı bloklar yaptırmış. Daha sonra bunlar şehir ailelerine hediye edilmiş. Tüm bloklar ve binalarda mermi izleri hala görülüyor. 

Yol boyunca şehri saran tramvay hattını görüyorsunuz. Avusturya Macaristan İmparatorluğu zamanında tramvay sistemini denemek için burada ilk olarak yapılmış. Daha sonra Avrupa’da tramvay sistemi kullanılmaya başlanmış. Yani buradaki tramvay hattı Avrupa’nın ilk tramvay hattı.

Saraybosna’da Gezilecek Yerler:

Baş Çarşı – Gazi Hüsrev Bey tarafından yaptırılan, içerisinde çok sayıda dükkan, han ve cafeler bulunan ana çarşı.

Sebil – Baş Çarşı’nın hemen girişinde bulunan ve Saraybosna’nın sembolü sayılan sebilden su içenlerin Saraybosna’ya bağlanacağı rivayet ediliyor. Sebil: Şehrin temizliği ve bereketini sembolize ediyor.

Gazi Hüsrev Bey Camii – Baş Çarşı’da bulunan camii Mimar Sinan tarafından yapılmış. Karşısında da Medrese binası bulunuyor. 

Hemen bitişiğinde de iki musluklu bir çeşme var. Bu muslukların sağ tarafta olanından su içerseniz buradan biriyle evleniyor, sol tarafından içerseniz buraya mutlaka tekrar geri geliyorsunuz şeklinde bir inanış var.

Bu arada Saraybosna’da hiç su satın almanıza gerek yok, yanınızda şişeniz olsa yeter, şehrin her yanında çeşmeler var. Tertemiz içme suyu akıyor.

Morica Han – Baş Çarşı içindeki güzel hanlardan bir tanesi. Burada bir kahve keyfi yapabilirsiniz. Biz öyle yaptık.

Saat Kulesi – Camiinin yanında bulunan, ay takvimine göre işleyen ve periyodik olarak ayarlanan saat kulesi 30 m yüksekliğinde..

Umut Tüneli – 1992/95 yıllarında ki katliam sırasında Boşnakların hayatta kalma mücadelesi verdikleri Yaşam Tüneli. 20 metrelik kısmı müze olarak gezilebiliyor.

Sonsuz Ateş – 2. Dünya Savaşı’nda ölenlerin anısına 1946 yılında yaptırılmış ve hiç sönmeden yanıyor.

Vijecnica – Savaşta çok fazla zarar gören, 2014’te restorasyonu tamamlanan ve mimarisiyle dikkat çeken Milli Kütüphane.

İnat Evi – Evin orijinali nehrin tam karşı kıyısında bulunuyormuş, yol geçeceği için yıkılması gerekiyormuş fakat evin sahibi inat etmiş ve evinin aynısının karşı kıyıya konumlandırılması şartı ile kabul etmiş. Evi milim milim hesaplayarak taşımışlar. 

Şuanda adı İnat evi ve Boşnak yemeklerini bulabileceğiniz bir restoran olarak hizmet veriyor. 

Latin Köprüsü: Bir Sırp askerinin Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun prensi Ferdinand’ı vurması sebebiyle 1. Dünya Savaşı’nı başlatan hadise Saraybosna’da yaşanmıştır. Tam bulunduğu köşede o aracın kopyası bulunuyor. Tam önündeki köprüye de Latin Köprüsü deniyor.

Grandzka Triznika: Avusturya Macaristan İmparatorluğu zamanında yaptırılan et ve peynir hali. Boşnaklar’ın meşhur kuru et, kaymak ve peynirlerini buradan alabilirsiniz.

Saraybosna Pazarı: Her gün açık olan, çiçek, sebze ve meyve satan üstü kapalı ve çok tatlı bir yerel pazar. 

İgman dağı eteklerinde kurulan doğal yaşam parkı Vrelo Bosne

Aliya İzzet Begoviç Anıt Mezarı

Not: Sırp ve Hırvatlar Boşnakları yok etmek için tam 8.200 gün boyunca Bosna’yı bombalıyorlar. Ve akan kanları sembolize eden semboller şehrin her yerinde var. Bu kanlı katliamı unutmamak ve unutturmamak için. 

Kulpsuz Kahve Fincanı ve Telve Altında Yıldız Hikayesi

Bosna Hersek’te sunum olarak kahve cezvede ve yanında şekeri ile geliyor. Dilerseniz sonradan ekliyorsunuz. Kahve fincanları kulpsuz ve her fincanın dibinde ay yıldız veya sadece yıldız bulunuyor. Fincan kulpsuz olduğu için elimizle hilal şeklinde kavrıyoruz, dibinde de yıldız olduğu için ay yıldız şekli ortaya çıkıyor. Bu sunum şekli Osmanlı’ya saygı geleneği olarak hala yaşatılıyor.

Acıyı ve sevinci birlikte yaşamış, yokluk zamanlarında yanında hep Türk halkını bulmuş bir millet Boşnaklar. Hırvatları ve Sırpları da Boşnaklarla aynı çatı altında sulh ile yaşatan hikmet Osmanlı hoşgörüsüydü. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesiyle kaybettiğimiz Balkan topraklarında en büyük hüzünlerin yaşandığı yer hiç şüphesiz ki Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna oldu.

Rivayet şöyle ki, bir gün Saraybosna Baş Çarşı’daki bir kahvehanede Boşnaklar ve Sırplar ayrı masalarda oturmuş kahvelerini yudumlar. Sırplardan biri: ‘’Kahve fincanının kulbu üç parmakla tutulduğunda istavroz şeklini alır. ‘Siz bizim zafer işaretimizi (üç parmak selamı) yapıyorsunuz’’ der. 

İşin aslı öyle olmasa da bu sözün üzerine Boşnaklar kulpsuz fincan tasarlar. Kahve içerken baş parmak ve işaret parmağınızla tuttuğunuzda hilal ortaya çıkar. Kahve bitiminde ise telvenin altından bir yıldız doğar.

90’lar, Sırpların Müslüman halka en ağır zulümleri yaşattığı yıllardır. Ardı arkası kesilmeyen cinayetler huzuru bozar, bir millet tüm dünyanın gözü önünde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Sırplar, bazı Boşnakların ‘Çetnik selamı’ vermesi için yüzük ve serçe parmağını keser. Bosna yaşadığı acılara rağmen manevi değerlerini yaşatır. En basit kahve fincanında bile bunu tüm dünyaya gösterir. Baş Çarşı’ya gelen on binlerce turist bu fincan takımlarını hediye olarak alır.

Yaşadıkları zor günlere bakınca, Boşnak kahvesinin acısı da, hatırı da farklıdır…

Pekiiii… Hamur işleri ve et yemeklerinin ön planda olduğu Saraybosna’da Ne Yenir?

Burek (Boşnak Böreği)

Bakır tepside ve kömür ateşinde pişirilen, her katmanında yağ kullanılan, pırasalı, kıymalı, ıspanaklı, peynirli ya da patatesli olarak yapılan Burek çeşitlerini denemeden olmaz. İki şekilde yapılıyor; ister çıtır çıtır ve daha yanık olan böreği, isterseniz de daha yumuşak yapılanı deneyebilirsiniz. Üzerine yoğurt konarak yeniyor.

Buregdzinica Sac’da yemelisiniz. Çünkü böreği sac arasında yapıyor. Çok güzel.. Boşnakların büyük yuvarlak şekilde yaptıkları böreğe mantı deniyor, içinde köfte gibi iri bir kıyma var. Ben bu mantıyı börekten daha çok seviyorum. Muhakkak onu da deneyin..

Sac arası börek; tepsinin ateşin üzerinde durması için kullanılan alete saç deniyor ve tepsinin üstü de altı da köz kömür ile kaplanıyor, börek ağır ağır bu ateş arasında pişiyor..

Cevapi (Cevapcici) 

İnegöl köftesine benzeyen ve genellikle yanında küp küp kesilmiş soğan, ekşi sos, tuzlu kaymak ile birlikte somun pide içinde servis edilen bir çeşit yemek. Beşli, onlu ya da on beşli köfteler şeklinde servis ediliyor. Başçarşı’daki Ferhatovic’de ve Zeljo’da en güzelini yapıyorlar.

Bosanski Lonac

Bosna Hersek’in ulusal yemeği olarak kabul edilen Bosanski Lonac’ta genellikle lahana, havuç, patates gibi sebzeler kullanılır ve et olarak da kuzu eti tercih edilir.

Klepe

Bizim mantımızdan daha büyük hamura sahip olan ve iç harcı bol kıyma ile yapılan Klepe sarımsaklı yoğurt ile tüketilir.

Filovana Paprika

Maydanoz, pirinç, kıyma, soğan ve baharatlarla hazırlanan iç, biberlere doldurulur ve kısık ateşte pişirilir. Genellikle yoğurt ile birlikte sıcak servis edilir.

Sarma

Pirinç, maydanoz, kuru soğan ve baharatlarla iç hazırlanır, yapraklara sarılarak pişirilir. Sıcak sıcak yoğurt ile birlikte servis edilen sarma, Saraybosna’da özel günlerde tüketilir.

Dolma Sahan

Patates, biber, kabak gibi sebzelerin oyulan içleri kıyma ve baharatla hazırlanan içle doldurulur. Tüm sebzeler aynı sahan içinde piştiği için sebzelerin kendine has aromaları birbirlerinin içine geçer. Bazı tariflerde dolmanın içine ekstra köfte ya da şişte et ile patates ve havuç da eklenebilir. Genellikle sarımsaklı yoğurt ve limon ile sunulur.

Ustipci

Dışı gevrek, içi yumuşak bir yapıya sahip bir hamur kızartmasıdır. Lokmaya benzeyen ama miktarı daha büyük, şekli de pişiye daha yakındır. İsterseniz şerbet ekleyebilirsiniz.

Begova Supa

Yapılışında küçük küçük bamya taneleri, didilmiş tavuk eti ve suyu ile bezelye, havuç ve patates gibi sebzeler kullanılır. Kremsi bir yapıya sahip olan çorba, güveç kaplarda ve kısık ateşte yavaş yavaş pişirilir. Genellikle üzerine ekşi bir sos dökülerek servis edilir.

Pljeskavica

Mangalda pişirilen devasa köfte lahana turşusu ve özel bir sos eşliğinde servis edilir. Diğer köfte çeşitlerinden farkı ise içine eklenen tuzlu kaymaktır. Tuzlu kaymak, köfte kesildiğinde içinden akar ve zaten çok lezzetli olan bir köfteyi enfes bir tada dönüştürür.

Tatlılarda: Tufahija (Genellikle şekersiz kahvenin yanında tercih edilen bir tatlı), Hurmasica (Şekerpareye benzeyen bir tatlı), Baklava ve kadayıf.

Saraybosna’da konaklamak için Başçarşı’nın içinde yer alan Garni Hotel Konak’ı ( Instagram adresi: @hotelkonak ) tercih edebilirsiniz. Hem çarşının içinde olduğu için her yere çok yakın bir konumda. Hem de temiz, kahvaltısı da olan, düzgün ve makul bir otel.

————-

Bosna Hersek ülkesinde ilk gün başkent Saraybosna’yı (Sarajevo) gezdik.

İkinci günümüzde üç farklı şehiri daha gezdik.

İlk olarak Visoko şehrine gittik. 

Visoko Şehri ve Visoko Piramitleri:

“Bosnalı Indiana Jones” olarak da bilinen arkeolog Semir Osmanagic’in ortaya attığı ancak varlığı konusundaki tartışmaların yıllardır sürdüğü Bosna Piramitleri burada bulunuyor. 

Bölgede altı adet piramit ve bunları birbirine bağlayan iki adet tünel bulunuyor. 

Piramitler:

1- Bosna Güneş Piramidi (Visocica tepesi)Bosna 2- Ay Piramidi (Pljesivica Hrasce tepesi)

3- Bosna Ejderha Piramidi (Bucki Gaj tepesi)

4- Bosna Sevgi Piramidi (Cetnica tepesi)

5- Dünya Ana Tapınağı (Krstac tepesi)

6- Altıncı Piramit (Vrela tepesi)

Şehirdeki piramitlerin en büyüğü olan Güneş Piramidi’nin enerji yaydığına inanan birçok insan, şifa ve meditasyon amacıyla buraya gelerek piramidin altındaki tünelde ya da zirvesinde zaman geçiriyor. 

Tünelin içine girip rehber eşliğinde dolaştık. Hiyeroglif alfabesiyle yazılar yazılmış kayalar, elektromanyetik özelliği olan kocaman kaya blokları (bunlar da insan eliyle enerjisel dengeyi sağlamak için yapılmış) ve ph derecesi yüksek vücuda sağlık kazandıran bir su kaynağı bulunuyor. Hatta bu suları çıkıştaki hediyelik eşya dükkanında satıyorlar. Alıp içebiliyorsunuz.

Avrupa’nın bilinen ilk piramitleri olduğunu iddia ediyor. Osmanagiç’e göre, Piramitlerin tarihi, bölgeye MS. 600 yıllarında gelmeye başlayan Slav kavimlerinden önce Balkanlar’da yerleşik bulunan İlliriyalılar’ın (Arnavutlar’ın ataları) da öncesine dayanıyor.

Burayı gezdikten sonra Zenica Şehri’nde Kod Fehre adında bir restorana gittik. Boşnaklar’ın meşhur Cevapi köftesini yedik. Hem restoranın içi, hem manzarası hem de lezzetleri nefisti. 

Travnik Şehri ve Malkoçoğlu Kalesi:

Travnik otluk anlamına geliyor. 

Osmanlı İmparatorluğu’na hizmet etmiş pek çok vezir burada yetişmiş olduğundan buraya vezirler şehri de deniyor. Ufak ufak o kadar çok cami var ki bir fotoğraf karesine kırk tane cami düştüğü söyleniyor. Eti ve Travnik peyniri meşhur. Tabi bir de Malkoçoğlu kalesi. Yemyeşil ve harika bir doğaya sahip. Kaleden şehri izlemek büyük keyif. Mutlaka kaleye çıkın ve tepeden manzarayı izleyin. Merkezi de çok şirin. Renkli bir mimariye sahip olan Süleymaniye Camisi de merkezde bulunuyor. Görülmeye değer bir yapı.

Yayse (Jajce) Şehri, Jajce şelalesi ve Plitvice Gölü

Yayse; Yugoslavya’nın da kurulduğu şehir. Yumurta anlamına geliyor. Yumurtaya benzeyen dağlarla çevrili olduğu için ismi Yayse. Dünyanın en güzel on iki şelalesinden biri burada yer alıyor. Önce bu güzel şelaleyi gördük sonra Plitvice Gölü (Pilitvitze) kenarında kahvemizi içtik. Göl inanılmaz bir manzaraya sahip. Üzerinde tekne turları da yapabiliyorsunuz. Yarım saati 50KM, kişi sayısı fark etmiyor.

Ahmiçi Köyü ve Camii

Ahmići, Bosna-Hersek’in merkezinde bir köydür. Lašva nehri vadisinde Vitez belediyesinde yer almaktadır. Nisan 1993’te Lašva Vadisi etnik temizliği sırasında Hırvat Savunma Konseyi kuvvetleri köye saldırdı ve Ahmići katliamında yaklaşık 120 sivil katledildi.

Hırvat Savunma Konseyi’nin özel birlikleri 16 Nisan 1993’te Bosna Hersek’in Vitez şehri yakınlarında bulunan Ahmiçi Köyü’ne girip, 43’ü kadın ve çocuk toplam 116 sivili öldürmüş.

Ahmiçi hemen hemen herkesin aynı soyadını taşıdığı bir Bosna köyü. 16 Nisan sabahı saat 5:30’da sistemli bir şekilde çevre köylerle beraber bu köyü de ele geçiren Hırvatlar 116 savunmasız Boşnak Müslümanı acımasızca katletmiş. Birçok Müslüman evlerinin ateşe verilmesinden dolayı yanarak can vermiş. Köyün camisinin minaresi yıkılmış üzerine küfürler yazılmış.

Savaşın iğrenç yüzünü ve zalimlerin zulmünü görmek için sadece Ahmiçi köyüne gitmek bile yetiyor. Üç aylık bebekten 82 yaşındaki ihtiyara varıncaya kadar 116 tamamı sivil insanı cuma namazı esnasında sadece katletmekle yetinmemiş cesetleri yakmışlar. Köyün avlusunda bir müzede sergilenen fotoğraflara bakmakta güçlük çekiyorsunuz.

Gezimiz bittikten sonra üç saatlik araba yolculuğuyla tekrar Saraybosna’ya dönüş yaptık.

Akşam Boşnak gecesine gittik. Nehir kenarında çok hoş, otantik ve samimi bir restorandı. Hem Boşnak müzikleri, oyunları hem de lezzetlerini bir arada bulabildiğimiz keyifli ve eğlenceli bir akşamdı. (Imitz Restaurant)

———————-

Ertesi gün

Tarihi 18.yy Osmanlı dönemine dayanan, Aslanagiç köprüsünün de bulunduğu Karadağ sınırına yakın olan Trebinje şehrine doğru yola çıktık.

Saraybosna’daki İgman dağlarından geçtik; Bosnalı’ların şehre giriş çıkış yaptığı dağlar (patikalarından) ve savaş zamanında tamamı Sırplar tarafından mayınlarla döşenmiş ve mayınlar hala duruyormuş. Mayınları sökmek döşemekten daha maliyetli olduğu için bırakmışlar.

Yine karaçam ormanları arasından yolumuza devam ederken Ivan dağları arasından bir tünelden geçiyoruz.bu dağlar Bosna ile Hersek’i ayırıyor. İklim değişimi oluyor. Karasal iklimden Akdeniz iklimine geçiş yapıyoruz.

Konjic Şehri

İlk olarak eski bir Osmanlı yerleşim yeri olan Konjic’de Fatih Sultan Mehmet için yaptırılan güzel köprü manzarası ile bir kahve içtik.

Konjic şehri Hersek kantonunda yer alıyor.

Osmanlı döneminde atların duraklama yaptığı yermiş. Köprüsüyle meşhur.

Burası da hem Osmanlı hem Avusturya Macaristan imparatorluğu mimarisiyle göze hitab eden bir şehir. Köprü 1682 de sultan 4. Mehmet tarafından inşa ediliyor. Ordu eskiden köprü üzerinde namaz kılarmış. Karşısındaki caminin minaresi de kıbleyi gösteriyor. Altında akan nehir Neretva nehri. Adriyatik denizine dökülüyor.

Köprünün hemen ilerisinde yıkık minareli cami var. Bilerek tadilat yapmıyorlar. Herkes ne olduğunu ne bittiğini görsün diye.

Tito’nun bu şehirde “Yerin altında bir şehir” projesi var. Herhangi bir nükleer saldırıya karşı korunmak amacıyla dağın içinde 3.000 kişilik bir yer altı şehri inşaa edilmiş. Şuan müze durumunda. Gezilebiliyor. Kullanmaya gerek kalmamış tabi.

Jablanica Şehri

Daha sonra Jablanisca’da 2.dünya savaşında Alman’lara karşı savaşırken Tito’nun yıktırdığı ve Almanlar’ı bozguna uğrattıktan sonra mareşallik ünvanını aldığı üzerinden tren geçen Neretva köprüsü ve orada yıllardır duran treni gördük. 1943’te tam burada bir savaş gerçekleşiyor. İtalyanlar, Almanlar ve Hırvat milliyetçiler Köprünün diğer tarafına geçerlerse Adriyatik sahile inecekler ve Yugoslavya’nın büyük bir bölümünü işgal edecekler.

Tito büyük bir gizlilikle ve titizlikle köprünün altına bombalar yerleştirtiyor ve Alman treni buradan geçerken burayı havaya uçuruyor. Altından akan nehir Neretva Nehri bu arada. Nehirin 2-2,5km ilerisine de aynı gün ve bir gün içinde başka bir ahşap köprü inşa ettiriyor ve askerlerini diğer tarafa geçiriyor. Böylece İtalyanlar, Almanlar ve Hırvat milliyetçileri burada bozguna uğratıyor. Bu zaferin sonucunda Tito’ya tam da bu noktada mareşallik ünvanı veriliyor ve Yugoslavya’nın temelleri burada atılıyor.

1943 Neretva Savaşı. Bunun filmi de var: Battle of Neretva

Tito’nun “Yaralıları asla bırakmayız” sözleri yazan bir taş var meydanda.

Jozip Broz Tito’nun gerçek ismi. Tito fakir bir ailenin çocuğu. Dilencilik yapmış. Üstün bir zeka ve karizmaya sahip olan büyük bir lidere dönüşüyor. 

Not: Joseph Braun’un adı neden Tito? Ti sen, to buraya demek. Görev dağılımı yaparken sen buraya, sen buraya, sen buraya diyor. O yüzden adı Tito olmuş.

1945-1980 dönemi arasında tüm milletleri tek çatı altında Yugoslav olarak toplamayı başarmış. Onun zamanında ne Sırp ne Boşnak ne Slav ne Hırvat varmış. Sadece Yugoslav adı altında toplanmışlar. Her şehire bir fabrika yapmış. 

Ne Avrupa’ya ne Rusya’ya yakın olmuş. O yüzden ambargo uygulanmış ülkeye ve ciddi ekonomik kriz yaşanmış.

Tito uzay projesini Amerika’ya satmış. Kennedy döneminde. Bu sayede Yugoslavya ekonomik krizden çıkmış.

Öğlen Jablanica’nın meşhur kuzu çevirmesini göl üzerinde tekne turu yaparken yedik. Şahane manzaralar eşliğinde sonsuz huzur verdi. 

Jablanica şehrine kuzuların şehri deniyor çünkü kuzu yetiştiriciliği yapılıyor. Ayrıca kominizmin en önemli şehri çünkü Tito’nun mareşallik aldığı yer burası. Yıkık köprü ve duran trenin yer aldığı yer.

Jablanica yolu üzerinde Restoran Bagrem’e geldik. Jablanica baraj gölü üzerinde tekne turu yaparken kuzu çevirmemizi yedik. Bagrem’in aynı zamanda göl kenarında bir glamping tesisi de bulunuyor. Burada bir gece konaklanabilir.

Buna nehrinin doğduğu Blagaj Tekkemizi ziyaret ettik.

Neretva Kanyonu’ndan geçtik. Mostar şehrinden geçtik.

Hırvatlar Mostar şehrinin en tepesine hac işaretini koyar. En tepedeyiz der. Buna karşılık Aliya İzzet Begoviç: İstediğiniz yüksekliğe koyun nasılsa en tepenizde yine ay ve yıldız olacak der. Hırvatların fahri başkentidir Mostar. Tito Mostar’da dağın içinde bir havaalanı da yapmış. Herhangi bir nükleer saldırıya karşı. 

Harika manzaralı yollardan geçerek Blagaj bölgesine geldik..

Blagaj Şehri

Blagaj, Bosna-Hersek’in en büyük nehirlerinden Neretva’nın önemli kollarından birisi olan Buna Nehri’nin doğduğu yer. Burada su kaynağının bulunduğu mağaranın yanı başında bulunan Alperenler Tekkesi (Sarı Saltuk Tekkesi) 15. yüzyılda Alperenler (dervişler) tarafından kurulmuş.

5.000 nüfuslu ufacık bir şehir. Lavanta yetiştiriliyor. Karaközbey köprüsü, Süleymaniye camii var. Tepede Hersekzade Ahmet Paşa’nın babasının kalesi bulunuyor.

Buna nehri: Saniyede bir ton su çıkan nehir olarak biliniyor.

Rivayete göre Alperenler buraya geldiklerinde burada kıtlık varmış. Zikirler yapmışlar ve buradan balık fışkırmış. 

Blagaj Tekkesi (Tekija Blagaj)

Dünyanın en huzurlu ibadethanesi burası…

Blagaj Tekkesi (“Blagay” okunur), Bosna-Hersek’in Mostar bölgesinde Blagaj şehir merkezi yakınında Buna Nehri kaynağında kurulmuş tekke.

Blagaj, Bosna-Hersek’in en büyük nehirlerinden Neretva’nın önemli kollarından birisi olan Buna Nehri’nin doğduğu yer. Burada su kaynağının bulunduğu mağaranın yanı başında bulunan Alperenler Tekkesi (Sarı Saltuk Tekkesi) 15. yüzyılda Alperenler (dervişler) tarafından yaratılanı yaradandan ötürü sevmek idealiyle kurulmuş. Kadiri, Rufai, Halveti ve Nakşibendi tarikatlarına ev sahipliği yapan türbede Sarı Saltuk ve Şeyh Açıkbaş’ın türbeleri, ibadet odaları, misafirhane, iç avlu ve abdesthane var. Osmanlı mimarisiyle 1520’lerde inşa edilen tekke, Bosnalılar tarafından milli anıt olarak kabul ediliyor.

Bosna-Hersek’in Mostar kenti yakınlarındaki Blagaj Alperenler Tekkesi, 600 yıl önce Anadolu’dan bölgeye gelen dervişler tarafından kurulmuş.

Alperenler Tekkesi ya da Sarı Saltuk Tekkesi olarak da bilinen Blagay Tekkesi (Blagaj Tekija), dev bir kayanın altına inşa edilen bir bina ve İslamiyet’in yayılması için bu bölgeye gelen dervişlerin kullandığı bir yapı.

Tekke Kültürü, Türk Mutasavvıfı Hoca Ahmet Yesevi ile başlayıp, öğrencilerinin İslamiyet dışındaki topraklarda açılan bu yapılarla genişlemiş. Savaşçı ve öğretici kimlikleriyle buralara kadar gelen alperenlerden biri de, Hacı Bektaş-i Veli’nin müritlerinden olan Sarı Saltuk. 14. yüzyılda Sarı Saltuk adındaki bir Bektaş-i derviş tarafından inşa edilmiş. İslamiyet ile tanışan Boşnak halkı da Osmanlı’nın fethinden çok önce İslam dinine geçmeye başlamış.

Buradan çıkıp Stolac’a uğradık. 

Şelalelerin arasında keyifli bir yerdi. Yine bir dinlenme molası verdikten sonra iki gece konaklayacağımız Trebinje şehrine geldik. 

Trebinje Şehri

Burası hem Hırvatistan’a hem de Karadağ’a sınırı olan ve en güneyde kalan Bosna Hersek şehri.

Harika yansıma fotoğrafları çekilen Tribitnitja nehri, 1570’lerde Sokullu Mehmet Paşa’nın yaptırdığı ve hala orijinalliğini koruyan Aslanagic köprüsü, tarihi kale içi bölgesi görülmesi gereken yerleri.  

Tarihi çınaların olduğu meydanda oturup yüzlerce yıllık çınar ağaçlarının altında bir kafede kahve molası verdik, hemen karşısındaki minik organik pazarı ve etraftaki dükkanları gezdik. Buranın da çok hoş bir kale içi bölgesi var, tatlı ufak kafeler, dükkanlar var içinde. Gezmesi çok keyifli, inanılmaz huzurlu ve sakin bir sahil şehri. 

—————————

Karadağ – Montenegro

Karadağ dünyanın en tembel insanlarının yaşadığı yer. Yataklarının yanına sandalye koyarlar, sabah kalktıklarında oturup dinlenirler. Aynı zamanda en uzun boylu insanlar.

Ufak bir ülke. Ülkenin nüfusu 600.000 kişi, ülkeye her sene çalışmaya gelen sayısı ise 2 milyon.

Balkanların Adriyatik kıyısında yer alan Karadağ zengin doğal kaynaklarıyla öne çıkıyor. 

Bosna-Hersek, Sırbistan, Kosova, Arnavutluk, Hırvatistan ve Adriyatik Denizi ile komşu. Ülkenin başkenti ise Podgorica’dır. 2006 yılında Sırbistan’dan ayrılıp bağımsızlığını ilan eden Karadağ, Sovyetler Dönemi’nde Yugoslavya’nın altı cumhuriyeti arasındaydı. Yugoslavya’nın parçalanması ile Karadağ da dağılmış ancak 2003’te Sırbistan ile birlikte yeni Yugoslavya’ya katılmıştı. Türkiye’den vize istemiyor.

Turizm ve cruise gemileri ülkeyi kalkındıran temel alanlar. Çok fazla turist akını var. Yazın nüfus 5 milyona kadar varıyor. Nato üyesi olan Karadağ yakın zamanda Avrupa birliğine de girecek. İklim güzel, yaz uzun, 360 tan fazla plajı var. Pek çok sayıda casino da bulunuyor. Şehirde ağırlıklı olarak Venedik yapıları var. Tarihi 6.000 yıl öncesine dayanıyor. Kökenleri İlliriya’lılara kadar dayanıyor. (Arnavut kökenliler diyebiliriz)

Karadağ Fatih sultan mehmet tarafından himaye altına alınmış. Ama asla fethedilmemiştir. 

Karadağ’da bir günde 3 şehir gezdik. Perast, Kotor ve Budva.

İlk durağımız masal gibi görüntü sergileyen Perast oldu.

Perast

Kotor’un masalsı köyü olan Perast, Kotor’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Bir Orta Çağ köyü ve UNESCO’nun koruması altında. Perast Venedik döneminde bir balıkçı kasabasıymış. Muhteşem manzaralara sahip olmakla birlikte iki saat içinde gezebileceğiniz küçüklükte bir köy. Perast’ta ayrıca Our Lady On The Rock Adası (Kayaların Leydisi), St. George Adası, Pirate Bar, Şehir Müzesi, Conte Hotel & Restaurant ve St. Nikola Kilisesi mutlaka görülmeli.

1917 itibari ile UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren Kotor Şehri, en eski Akdeniz limanları arasında önemli bir yerde. Tam bir tarih şehri diyebileceğimiz Kotor’da mutlaka görülmesi gereken yerler arasında Kotor Kalesi, Ordu Meydanı, Saat Kulesi, Saint Tryphon Katedrali, Denizcilik Müzesi, Nehir Kapısı, St. Nicholas Kilisesi ve bir Orta Çağ köyü olan Perast yer alıyor. Burada sahilde bir kafede kahvemizi içtik. Sonra Kotor’a doğru yola çıktık…

Kotor Şehri

Kotor Ortaçağ Kalesi Çin seddinden sonra aşılması en zor kale duvarıdır. 38 km uzunluğundaki bir kale duvarı burası. Bölgedeki en eski yapılardan biri. Tito şehrin kapısına “Bizim olanı vermeyiz, başkasının olanı istemeyiz.” Yazdırmış.

Kotor Şehir Kapıları

Surların arkasına gizlenmiş bir şehir olan Kotor’a adeta eski şehir kapılarından giriş yapılıyor. Kotor’da üç şehir kapısı bulunuyor. Bunlar; 1500’lerde yapılmış en çok kullanılan kapı Deniz Kapısı, 13. yüzyılda inşa edilen Güney Kapısı ve Skurda Nehri’ndeki köprüyle bitişik halde yer alan Kuzey Kapısı.

Kotor Saat Kulesi

1602 yılında inşa edilen Kotor Saat Kulesi, şehir merkezinde yer alıyor. Deniz kapısından şehre girildiğinde karşınıza ilk çıkan bu yapı gri taşlar kullanılarak Barok ve Gotik mimari tarzlarının bir araya getirilmesi ile inşa edilmiş. Kulenin ön cephesinde bulunan arma Karadağ Prensi ve ailesine ait. O dönemde yüz kızartıcı suç işleyenler saat kulesinin önündeki piramite bağlanırmış ve üzerine domates atılırmış..

Kotor Kalesi (Kotor Fortress)

Yapılma amacı şehri işgalcilerden korumak olan Kotor Kalesi 9. yüzyılda inşa edilmeye başlanmış, tamamlanması 15. yüzyıla kadar sürmüş. Kotor Kalesi’ne yaklaşık iki buçuk saat süren bir yürüyüşle çıkabiliyorsunuz. Bu uzun yürüyüşte ise en güzel motivasyonunuz kuşkusuz manzara olacak. En tepeye çıkacak gücü kendinizde bulamazsanız yolun yarısında bulunan Church of Our Lady of Remedy’e (Şifa Veren Meryem Ana Kilisesi) rahatlıkla ulaşabilir, bu noktada mola verebilirsiniz.

Kotor’da kale içinde bir İtalyan restoranında yemeğimizi yedikten ve Venedik’e benzeyen kale içini güzelce gezdikten sonra tekrar yola koyulduk. İstikamet Budva…

Budva

Adriyatik Denizi’nin kıyısında yer alan Budva, göz alıcı sahillerinin yanı sıra hareketli gece hayatı ve tarihi dokusuyla çok sayıda turistin ziyaret ettiği küçük ve güzel bir sahil şehri. Eski şehir ve Yenişehir olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. Old Town denilen bölüm 2.500 yıl öncesine dayanıyor. Depremler sebebiyle çok zarar görmüş ama aslına uygun şekilde restore edilmiş.

Özellikle Stari Grad (Old Town), Citadel (Hisar), Azize Maria Kilisesi, Holy Trinity Kilisesi, Aziz Sava Kilisesi, Aziz Ivan Kilisesi, Arkeoloji Müzesi, Dans Eden Kız Heykeli, Podostrog Manastırı, Duljevo Manastırı, Rustova Manastırı, Praskavica Manastırı, Krapina Köyü, Kosmac Kalesi, Yaşlı Zeytin Ağacı ve Petrovac Budva’nın öne çıkan yerleri arasında yer alıyor. 

Karadağ’ın en göz alıcı plajları da Budva taraflarında bulunuyor. Meşhur Sveti Stefan Adası ve Sveti Nikola Adası da burada yer alıyor.

Budva eski şehri (Old Town)

Stari Grad olarak da bilinen bu eski şehirdeki birçok tarihi bina; otel, restoran ve dükkan olarak hizmet veriyor. Bu yapılar arasında kütüphane ve restoran olarak misafirlere açılan Citadel, 9. yüzyılda inşa edilen St.Mother Of God Kilisesi, şehrin en büyük yapılarından ve 7. yüzyıldan kalan Aziz John Kilisesi, tarih kokan şehir surları, 1804 yılında yapımı sona eren kilise Holy Trinity ve meşhur Arkeoloji Müzesi en çok ziyaret edilenler arasında.

Budva Plajları

Karadağ’ın en güzel plajları Budva’da sıralanıyor. Avrupa’nın da en iyi plajlarından biri olarak seçilen Jaz Plajı, listenin başında geliyor. Budva’ya 4 km uzaklıkta olup çakıllı ve kumlu yapıya sahip plajın uzunluğu ise 1 km. 

Diğer ünlü plajlarından Mogren 1 ve Mogren 2 kumlu bir yapıya sahip ve iki plajın toplam uzunluğu 350 metre. (Plaja giriş ücretli) 1.6 km uzunluğuna sahip Slovenska Plajı’nda ise bol çakıl bulunuyor. Güney Adriyatik kıyısı denilince en uzun ve en güzel plaj olma özelliği ile Becici plajı diğerlerinden öne geçiyor. Grand Prix Ödülü’nü almış olan plajın uzunluğu ise bin 950 metre. Kumluk olması artı özelliği ve plaj boyunca çok sayıda tesis hizmet veriyor.

Diğer bilinen plajları arasında Kamenovo, Prnzo, Milocer, Kraljicina, Sveti Stefan, Drobni Pijesak Perazica Do, Petrovac, Lucice, Buljarica ve Trsteno plajları bulunuyor. 

Budva Rivierası

Karadağ’ın ün salmış noktalarından biri de Budva Rivierası. Her ekonomiye ve zevke uygun otel alternatifleri, plajları, kafe ve barları sayesinde bolca turist çeken bir bölge. Ayrıca aileler için de son derece uygun seçenekler sunuyor. Özellikle gece hayatını seven kişiler için de biçilmiş kaftan.

Budva Rivierası, Karadağ’ın batısında yer alıyor ve Budva şehrinden başlayarak Adriyatik Denizi boyunca devam eden 35 km’lik bir alanı kapsıyor. Kıyı tarafından bulunan diğer beğenilen yerler: Sveti Stefan, Rafailovici, Drobni Pijesak, Rezevici Kamenovo, Petrovac, Becici ve Buljarica…

Budva ve Kotor’da Ne Yenir?

Budva lezzetleri denince Karadağ’ın en sevilenlerinden Black Risotto, kıymalı-peynirli-ıspanaklı seçenekleri ile Burek, bir deniz mahsülü ürünü olan Lignje, basit ve vazgeçilmez tatlardan Şopska Salata, mısır unu ve tereyağı ile yapılan Kaçamak, Balkan ülkelerinin en popüler yiyeceklerinden bir köfte türü olan Cevapi, kuzu etinin süt ile pişirilmesiyle ortaya çıkan Montenegrin Lamb in Milk, niş bir tat ahtapot salatası ve bir hamur tatlısı olan Priganice ön sıralarda yer alıyor.

Kotor’un meşhur tatları arasında ise balık çorbası, kalamarlı risotto, midye, kalamar dolması, ahtapot ızgara, kabuklu deniz ürünleri ve karideslerle yapılan Buzara, Boşnak böreği, çeşitli İtalyan lezzetleri ve farklı bir mantı türü diyebileceğimiz Njoke bulunuyor. 

Montenegro’ya sabah giriş yaptık, Perast, Kotor ve Budva’yı gezip akşam tekrar BosnaHersek sırına giriş yapıp Trebinje’deki otelimize döndük. Trebinje’de Hotel Leotar’da konakladık.

Aslanagic köprüsünün karşısında hemen nehir kıyısında büyük ve güzel bir oteldi. Açık büfe kahvaltısı da vardı. Konumu çok iyiydi. Bu otelde de rahat ettik. Öneririm.

——————-

Ertesi sabah bavullarımızı aldık ve Mostar’daki otelimize doğru yola çıktık.

Yolda önce Türk köyü Poçiteli’ye uğradık. Orada Bistro Stadi Grad (Adem’in Yeri) adlı restoranda köfte yedik.. Sonra burada bulunan kalenin tepesine kadar çıktık ve mükemmel manzaralar gördük.  

Potiçeli Köyü

Osmanlı’nın Bosna Hersek’te aldığı en uç nokta..

Kale 1385 bosnak kralı Trkvo tarafından yaptırılmış. Macar hükümeti tarafından 1471’de garnizon olarak kullanılmış. 1480’lere doğru Osmanlı’ya geçmiş. İçinde 900 tane hane var, dört, beş aile hale yaşıyor. Hamamı, camisi ve kervansarayı var. Hemen girişte Bistro Stari Grad diye bir restoran var. Orada Pljeskavica (büyük köfte) yedik. Şahaneydi. Daha sonra kaleye tırmandık. O kadar güzel güzel bir manzarası vardı ki büyülendik resmen. Zaten pek çok ressam, şair ve yazar buraya gelip ilham almış. Masallar şehri de derlermiş… 

Blagaj’ın ardından yol üzerinde dağın eteklerine kurulmuş taş evleriyle dikkati çeken tarihi Osmanlı köyü ‘’Pocitelj’’ ise otantik yapısıyla ziyaretçilerini tarihte yolculuğa çıkarıyor. Neretva manzarasıyla 15’inci yüzyılda inşa edilen “taş köy”, günümüze ulaşan Şişman İbrahim Paşa Camisi, saat kulesi, kale, medrese, hamam ve hanıyla görenleri kendisine hayran bırakıyor. Osmanlı mirası uzun pencereleri ve nakışlı perdeleriyle masalsı bir görünüme sahip olan köy, taştan merdivenleriyle ulaşılan kalesinden muazzam bir manzara keyfi de sunuyor.

Mostar

Bosna Hersek denince ilk akla gelen şehirlerinden ‘’Mostar’’ zümrüt yeşili rengiyle bilinen Neretva Nehri ve şehrine adını veren 24 metre yüksekliğinde, 30 metre uzunluğunda, 4 metre genişliğindeki meşhur Mostar Köprüsü’yle büyüleyici güzellikte.

Buradakiler biz Bosnalı’yız demiyorlar, Hersek’liyiz diyorlar. Turizm ve tarımla uğraşıyorlar. Nüfusu 105.000, %60’ı Hırvatlar, %35’i Boşnaklar, kalanını da Sırp, Türk ve Araplar oluşturuyor.

Kanuni Sultan Süleyman en uç noktamıza öyle bir köprü yapın ki herkes bizi konuşsun der. Mimar Sinan da hemen öğrencisi mimar Hayrettin’e bu işi verir. 

Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayrettin tarafından 1566 yılında inşa edilen tarihi Mostar Köprüsü Bosna Savaşı (1992/95) zamanında 1993’te Hırvat topçular tarafından ortasındaki kilit taşını vurarak yıkılmış ve Türkiye’nin büyük desteği ile onarılıp eski haline getirilmiş. 

Mostar köprüsü yapılmadan önce üç adet deneme köprüsü yapılmış.

Köprü 456 adet taştan yapılmış. Bu taşlar horasan harcıyla birbirine yapıştırılmış. 

O dönemde daha beton olmadığı için yumurta beyazı ve kum birleştirerek yapılıyor, buna horasan harcı deniyor. Köprünün ortasında bir kilit taşı bulunuyor. İskele kurulmadan yapılmış ve hala nasıl yapıldığını çözemiyorlar.

Neretva nehri üzerindeki en büyük köprü olma özelliğine sahip. 17.yy’da da Venedik saldırılarından korunmak için kale halini almış.

Burası da eski bir Osmanlı çarşısı tıpkı diğer balkan şehirlerinde olduğu gibi. Hamamı ve camisi de var. Osmanlı çarşısının dar sokaklarından yürüyerek köprüye çıkılan yolda hem geçmiş tarihin izlerini yaşıyor hem de Mostar Köprüsü’nün en eski geleneği olan atlayışları da yakından izleme fırsatı buluyorsunuz.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde bu köprüden nehire atlamayana kız verilmezmiş. Damat adayı atlayışı yaparken müstakbel kayınpeder nehirin kenarında oturup izlermiş. 

Mostar kale içinde yerler hep Neretva nehrinin taşlarıyla döşenmiş.

Mostar savaşın izlerini en çok yansıtan yer. Metrekareye 20 tane mermi düşüyor, binalarda mermi ve bomba izlerini görüyorsunuz.

Çarşı içindeki Karagözbey Camii’nin bir özelliği var ki yine çok üzüyor bizi:

1992-95 Savaş zamanı, imam bu caminin şerefesinde ezan okurken Sırplı bir sniper tarafından öldürülür. İçeride 400 senelik bir Kur’an- Kerim bulunur.

Mostar’da konakladığımız otel: Hotel Villa Hana

Mostar Köprüsüne yürüyerek iki dakika konumda bulunan tertemiz ve konforlu bir butik otel. @hotelvillahana

Kravice Şelalesi

Mostar’ın 40 kilometre uzağında yemyeşil ağaçların ortasında bulunan ve 30 metre yüksekliğe sahip olan ‘’Kravice Şelalesi’’ de Bosna Hersek’in cennet köşelerinden birisi. Gelmişken burayı da gezilecek yerler listenize ekleyin..

Son gün, dönüş günümüz…

Mostar’daki otelimizden ayrılıp SarayBosna’ya havaalanına doğru yola çıktık. Havaalanına çok yakın bir konumda bulunan Umut Tüneli’ni ziyaret ettik. 

Tunel Spasa: Umut Tüneli

Saraybosna’da yer alan ve mutlaka görülmesi gereken bir yer. Cennet kadar güzel şehirleri, köyleri ve olağanüstü doğasının yanı sıra çok acı yanları da var bu toprakların. Onları da bilmek, unutmamak ve unutturmamak gerek. Ben o zamanlar 12 yaşındaydım, olanları hatırlıyorum ama bilincinde değildim. Buraya o acı dolu soykırım zamanlarına ait izleri görmek gerçekten insanı biraz zorluyor. Derin duygular yaşıyorsunuz. Ne olursa olsun vatanını bırakmayan ve sonuna kadar savunan bir halk olmalarıyla da gurur duyuyorsunuz. Ne de olsa hem din kardeşi hem de Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan’lardaki hükmü vesilesiyle akrabayız biz bu insanlarla. Canımız yanıyor olanlara… 

Tünel’e gelince:

1992-1995 yılları arasında Sırp ve Hırvatlar’ın Boşnak milletine yönelik etnik temizlik güdüsüyle zalimce katliamlar yaptığı sırada Boşnak’ların savaştan kurtuluş yolu olarak yaptıkları 800 metre uzunluğundaki bir umut ve yaşam tüneliydi burası. 

Saraybosna tamamen Sırp’ların ablukası altındaydı, tek abluka altına alınamayan alan ise havaalanıydı, çünkü orası Birleşmiş Milletler’in kontrolü altındaydı, kimse dokunamıyordu buraya. 

Boşnaklar İgman dağları patikalarından şehre giriş yapıyordu. (Daha önce bahsetmiştim içinde mayınlar döşeli olan dağlar) Yardımlar da hemen yakınındaki Hırvatistan üzerinden geliyordu Bosna’ya. Turgut Özal zamanında da Türkiye Cumhuriyeti olarak çok yardım göndermiştik Boşnak’lara. Tabi gelen bu yardımların yüzde 50’si Hırvat’lara rüşvet olarak veriliyor, yüzde 25’ine eşkiyalar yolda el koyuyor, yüzde 25’i ancak Boşnaklar’a ulaşabiliyordu. 

Savaş sırasında şehire giriş, çıkış yapılabilen tek yer bu tünel olmuştu. 

Yiyecek yok, içecek yok, silah yok, hiç bir şey yok ve günde 330’un üzerinde bomba yağıyordu şehire. Başkent Saraybosna olduğu için Sırplar’ın bu şehiri alması Bosna Hersek’in düşüşü demek olacaktı. 

Boşnaklar’ın da aklına 1993’te bir tünel fikri gelmiş. Alija İzzetbegovic önderliğinde bu tünel iki taraftan eş zamanlı olarak kazılmış. Tünel havaalanının altından geçiyor. 

Bu tünel fikir nasıl oluşuyor?

Boşnaklar şehire sadece geceleri havaalanı üzerinden giriş çıkış yapıyorlar. Sırplar da havaalanının üzerine spot ışık yerleştirin diye Birleşmiş Milletler’e baskıda bulunuyorlar ki gözleri görsün de sniperlar (keskin nişancılar) Boşnakları rahatça vursunlar diye. Birleşmiş milletler bunu kabul ediyor ve havaalanına spotlar yerleştiriliyor.

(Tabi şunu da eklemekte fayda var ki tüm Sırplar değil, Sırplar’ın içindeki Çetnik’ler adı verilen milliyetçiler yaptı bu katliamları.)

Havaalanına spot ışık yerleştirilmesiyle beraber sniperlar Boşnak avına çıkıyorlar, 800 Boşnak hayatını kaybediyor. Bundan sonra da tünel fikri oluşuyor. Tonlarca askeri mühimmat, onlarca asker karşıya geçiyor ve bu tünelden koyun keçi dahil her türlü erzak, malzeme, silah, insan ve aklınıza gelebilecek herşey geçiyor. Tünelin açılmasından hemen 2-3 ay sonra tünele raylı sistem de döşeniyor böylece geçişler daha da kolay hale geliyor. Sırplar sonra bu tüneli fark ediyor ve sürekli bombalıyorlar ama yine de Boşnaklar başarıyorlar. İnsanlar artık şehire giriş çıkış yapabiliyor ve Sırplarla çarpışabiliyor. Bu savaş üç, dört ay daha sürseydi Boşnaklar kazanacaktı belki de..

Bu arada ilginç bir detay. Tünelin yarısı ahşap yarısı metal malzemelerle döşenmiş. Çünkü kazı iki taraftan başlatılmış. Bir tarafta yok, sac metalleri bulacak yer de yok dolayısıyla ahşap kullanılıyor, malzeme arkadaki ormanlardan geliyor. Şehirin içindeki fabrikalardan da sac metaller geliyor. 

Birleşmiş Milletler Boşnak’lara savaş sırasında sözde yardım ediyor. Helikopterlerden köpeğe kemik atar gibi tarihi geçmiş, çürük, bozuk yiyeceklerle dolu yardım paketlerini atıyorlar. Hatta öyleki 1975 Vietnam Savaşı’ndan kalan konserveleri atıyorlar Boşnak’lara. Özellikle de Sırp’ların yoğun olduğu bölgelere atıyorlar ki Boşnaklar onları alana kadar Sırp’lara yem olsunlar diye..

Tünelin hemen başladığı yerdeki evde Şehit ana adı verilen yaşlı bir kadın oturuyor. Tüm askerlere su veriyor, yemek yapıyor. Bu tünelin Kazılması için Evini veren Sida Kolar. Girişte evini görüyorsunuz. Kendisi şuan yaşamıyor.

Bu savaşta 300.000 Boşnak öldürüldü. Boşnaklar’da şuanda her evde bomba ve silah var. Herhangi bir duruma karşı tedbir amacıyla hazır bekliyorlar.

Tüm bu acıyı iliklerinize kadar hissettiğini oldukça duygulu bir müze burası. Savaştan fotoğraflar ve bombalamaları, tünelden geçişleri gösteren bir video belgesel de izlettiriliyor.

Yakın tarihimizde gerçekleşmiş olan bu insanlık dışı ve acı olayı unutmamak ve unutturmamak için yapmışlar bu müzeyi. Gerçekten de unutmamak ve unutturmamak gerek. O yüzden bu kadar uzun ve detaylı anlattım sizlere burayı..

Buradan hemen beş dakika uzaklıktaki Saraybosna havaalanına geçtik ve acı tatlı pek çok anıyla ülkemize geri döndük. İnanılmaz keyifli, rahatlatıcı, sürekli hareket halinde ve yoğun bir gezme programının içinde olmamıza rağmen ruhen, zihnen ve bedenen dinlendirici bir  turdu. Her gün yeni sürprizlere uyandık. Her gittiğimiz yer farklı bir cennetti. İsviçre’den yeşil bir ülke olduğuna emin olabilirsiniz. 

Herkese öneririm. Ama her Balkan turu ile gidilmez. Bizimki gibi butik, farklı ve güzel yerlerin hepsine götüren rahat ve relaks bir tur olmalı. Bu organizasyonu Balkanlar yerel turizm acentası Bta Balkan Travel ile yaptık. 

Not: Instagram hesabımda tüm Balkanlar hikayelerimi öne çıkarttım oradan da detayları izleyebilirsiniz.

https://www.instagram.com/berrakberroo/

https://www.instagram.com/berrakberroo/

Ve grubumuz çok güzel insanlardan oluşuyordu. O yüzden her anı çok keyifli geçti.

İşte biz..

Butik Balkan Turlarını Organize Eden Şule’ciğim..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.