Şehirler, Seyahat Günlüğü

Belçika Gezisi: Brügge – Brüksel – Gent (4 Gün)

Bira, midye, patates, çikolata ve waffle’ın başkenti Belçika’da gezimize ilk olarak Brugge ile başlıyoruz. Sonrasında Gent ve Brüksel’i de geziyoruz. Bu ülkede tren ile gezmek çok rahat, şehirler birbirlerine yakın, trenler sık ve düzenli. Cenevre’den uçakla Brüksel’e geldik. Brüksel havaalanından tren biletini aldığımız gibi üç gece konaklayacağımız Brügge şehrine doğru yola çıktık. Yolculuğumuz bir saat sürdü. Brüj zaten küçük bir şehir olduğu için istasyondan otelimize varmamız da taksiyle 5 dakika tuttu. Brüj’ü benim için güzel kılan en önemli konulardan biri de kaldığımız oteldi. İyiki Hotel Dukes’ Palace’ı seçmişim. Gerçekten seyahate keyif ve konfor katan bir yer oldu. İlk gün ve ikinci gün Brüj’ü gezdik, üçüncü gün günü birlik Gent şehrini gezmeye gittik. Trenle yarım saat sürdü. Dördüncü gün Brüj’den trenle Brüksel’e geçtik. tüm gün şehri gezdik ve ertesi sabah kahvaltıdan sonra Paris için trenimize bindik.

Brugge ( Brüj) Şehri ile başlayalım…

Belçika‘nın masalsı Ortaçağ şehri Brugge (Biz Brüj diyoruz / Belçikalılar Brühe diyor), kanalları, tarihi yapıları, etkileyici Gotik ve Barok mimarisi, pazar meydanlarını birbirine bağlayan Arnavut kaldırımlı yolları, müzeleri ve rengarenk evleriyle Avrupa’nın en renkli ve büyüleyici şehirlerinden biri. Yürüyerek kolaylıkla keşfedebileceğiniz küçük bir şehir olduğundan gezmesi de çok rahat.

Gezilecek Yerleri Hızlıca Özetliyorum:

Kanallar

Grote Markt

Brugge Çan Kulesi

Burg Meydanı

Kutsal Kan Bazilikası

Begijnhof

Eski St John Hastanesi

Groeningemuseum

Minnewaterpark

Gruuthusemuseum

Aziz Salvator Katedrali

The Church of Our Lady

Belediye Sarayı

Choco-Story

De Halve Maan Bira Fabrikası

Historium Brugge

Kantcentrum

Torture Museum Oude Steen

Frietmuseum

1- Kanallar

Brugge’e “Kuzey’in Venedik’i” de deniyor. 12. yüzyılda ticari faaliyetlerin daha rahat yapılabilmesi amacıyla inşa edilmiş olan bu kanallar şu anda sadece ulaşım alternatifi olarak kullanılıyor.

Kentin gelişimine büyük katkı yapan kanallar, Orta Çağ havasını daha yoğun şekilde hissettiriyor. Yarım saatlik bir tekne turuna katılarak St. Boniface Köprüsü ve Minnewater gibi yerleri farklı açılardan görüp fotoğraflayabilirsiniz. Çok keyifli oluyor. 

2- Grote Markt

Şehir merkezinin kalbi olan Grote Markt (Büyük Pazar) uzun süre kentin ticari hayatına yön vermiş. Şuan hareketli atmosferi, kafeleri ve çevresini saran birbirinden güzel binalarıyla şehrin en çok rağbet gören yeri. 1302’de Fransızlar’a karşı ayaklanan Flaman halkına önderlik eden Jan Breydel ve Pieter de Coninck’in heykellerini de görebilirsiniz. 

3- Brugge Çan Kulesi

Şehrin ihtişamını izlemek istiyorsanız Gotik mimariye sahip Brugge Çan Kulesi’nin (Belfry) en üstüne çıkmak için 366 basamak tırmanmanız gerekiyor. Seyir bölümü dar olduğundan her seferinde 70 ziyaretçi kabul ediliyor. 1240 yılında inşa edilen kule geçmişte devlet hazinesine ve arşivine ev sahipliği yapmış.

Ziyaret Saatleri: 09.30-18.00, Giriş Ücreti: 10 Euro

4- Burg Meydanı

Asırlar boyu kentin yönetim merkezi olarak anılan Burg Meydanı ve çevresi 2. yüzyıldan itibaren yerleşim yerlerine ev sahipliği yapmaya başlamış.

9. yüzyıldan itibaren ise Flaman Kontları’nın yönetim merkezi olarak buraya Brugge Özgürlük Sarayı inşa edilmiş (Rönesans mimarisinin nadir örneklerinden birini oluşturuyor). Meydan, atmosfer açısından Grote Markt’ın gerisinde kalsa da bu saray, Belediye Sarayı ve onun komşusu olan diğer yapılarla birlikte dikkat çeken bir bölge.

Burg Meydanı’nı mimari açıdan gösterişli kılan yapıların başında gelen Belediye Binası, 1376-1420 yılları arasında inşa edilmiş.

5- Kutsal Kan Bazilikası

1291 yılında inşa edilmiş olan dini yapı; Gotik ve Romanesk mimariden izler taşıyor. Burada 12. yüzyılda gerçekleştirilen Haçlı Seferi sonrasında kente getirilen ve kutsal sayılan bir obje bulunuyor. Bu objenin Hz. İsa’nın birkaç damla kanını barındırdığına inanılıyor.

Bazilikaya adını veren kutsal emanet, üst katta sergileniyor. Gümüş koruma içerisinde muhafaza edilen şişenin dışında Kutsal Kan Bazilikası’nın iç kısmında gezerken girişteki yarı kabartmaya mutlaka bakın. Eserde, Hz. İsa’nın vaftiz töreni betimleniyor.

Ziyaret Saatleri: 09.30-17.30 – Giriş Ücreti: 2,50 Euro (Müze)

6- Belediye Sarayı

Benelüks’teki türdeşlerinin en eskisi olma özelliği taşıyan yapı, günümüzdeki görünümünü ise 19. yüzyılın sonlarında şehir mimarı Delacenserie’nin önderliğinde gerçekleştirilen 20 yıllık yenileme çalışmaları sonucunda kazanmış.

Bu çalışma esnasında sadece eskiyen kısımlar yenilenmekle kalmayıp Gotik Salon gibi göz kamaştırıcı eklentiler de yapılmış.

Belediye Sarayı’nı gezerken önce ana salonu ziyaret edebilirsiniz. 14. yüzyıldan kalma konsolların ve portrelerin bulunduğu bu kısımda, multimedya sunumları vasıtasıyla hem yapının hem de önündeki meydanın tarihçesi hakkında önemli bilgiler aktarılıyor.

Daha sonrasında Gotik ve tarihi salonlara geçerseniz şehirde kullanılan ilk paraları, büyük mühür gibi önemli parçaları ve Galbert’ın tarihi kayıtlarının kopyasını inceleme fırsatına sahip olabilirsiniz.

Ziyaret Saatleri: 09.30-17.00 – Giriş Ücreti: 6 Euro

7- Begijnhof (Beginaj Yapıları)

Begijnhof: Beyaz renkli evleri ve sakin manastır bahçesi ile konuklarını büyüleyen yerleşim bölgesi, 1245 yılında kurulmuş. Yüzyıllar boyunca burada dini hayatı benimsemiş ve azat edilmiş kadınlar yaşamış.

Tarihi yerleşimde, Aziz Benedict Tarikatı’na bağlı rahibeler ile bu tarikatla ilgisi olmayan; ancak yaşamları boyunca evlenmemeye karar vermiş kadınlar yaşamlarını sürdürüyor. Buradaki örnek evi ziyaret ederek 17. yüzyıl yaşam tarzına dair fikir edinebilirsiniz.

Ziyaret Saatleri: 06.30-18.30 – Giriş Ücreti: 2 Euro

8- Eski St John Hastanesi

Kanal turları sırasında farklı açıdan görme fırsatı yakalayacağınız binalardan biri olan Eski St John Hastanesi (Sint-Janshospitaal), 12. yüzyılda kurulmuş. Bu nedenle hastane, Avrupa’nın alanından en eskileri arasında gösteriliyor.

Orijinal görüntüsünden hemen hemen hiçbir şey kaybetmemiş olan Eski St John Hastanesi’nde eczane ve bitki bahçesi görülmesi gereken yerler arasında..

Bir zamanlar revir olarak kullanılan kısımda sanat eserleri sergileniyor. 1829 yılından bu yana sanatseverlerin beğenisine sunulan eserlerin altı tanesi, Hans Memling’in imzasını taşıyor.

Ziyaret Saatleri: 09.30-17.00 – Giriş Ücreti: 12 Euro

9- Groeningemuseum

Orta Çağ’da Eekhout Manastırı’nın bulunduğu alan üzerine inşa edilen müze, 150’ye yakın esere ev sahipliği yapıyor. Jan Van Eyck’in “Madonna with Canon Van der Paele” ve “Madonna Crowned by Angels” adlı çalışmalarını yakından görebilirsiniz.

Müzede ayrıca kentin önemli noktalarının en güzel halleriyle resmedildiği eserleri de görebilirsiniz. Auguste Van de Steene’nin Pazar Meydanı’na odaklandığı çalışması, bu tarz eserlerin en dikkat çekici örneği.

Ziyaret Saatleri: 09.30-17.00 – Giriş Ücreti: 12 Euro

10- Minnewaterpark

Brugge’ün Orta Çağ’daki haline ışık tutan, tekne turlarının önemli duraklarından biri olan ve “Aşk Gölü” olarak anılan Minnewater Park, bir zamanlar rıhtım olarak kullanılıyormuş.

Rusya’dan gelen ve yün, şarap, baharat, ipek yüklü gemiler buraya yanaşıyormuş. Şehir merkezine 20 dakika mesafeki park, huzurlu, romantik atmosferi ile çiftleri kendisine çekiyor.

Her yıl temmuz ayında bir müzik festivaline ev sahipliği yapan Minnewaterpark, aynı zamanda kentin simgeleri arasında sayılan kuğu sürüsünü ağırlıyor.

Park içerisindeki kulenin en üst katına çıkarak parkın güzel manzarasını izleyebilirsiniz. Köprüden de güzel fotoğraflar yakalanıyor.

11- Aziz Salvator Katedrali

12. yüzyılda inşa edilen, Neo-Gotik ve Romanesk mimariye özgü göz alıcı güzellikteki ayrıntılarla süslü Aziz Salvator Katedrali, şehirdeki en eski dini yapı olmakla beraber içerisine girdiğinizde dört bir yana dağılmış değerli halıları ve tabloları, hazine odasında da Flaman ressamların birbirinden değerli eserlerini görebilirsiniz. Mezarlar ve müze haline getirilmiş hazine odası ise kulenin hemen altında yer alıyor.

Ziyaret Saatleri: 09.00-17.45 – Giriş Ücreti: €2 (Hazine)

12- The Church of Our Lady

Kilise turunu tamamlamadan önce 122 metre uzunluğundaki kulesi sayesinde kent silüetinde yer etmiş The Church of Our Lady‘ye mutlaka uğranmalı. Taş yapı ustalığının Brugge’de ne kadar gelişmiş olduğunun göstergesi konumundaki zarif kilise, 13. yüzyılda inşa edilmiş.

The Church of Our Lady’nin hazine bölümünde 15. ve 16. yüzyıl sanat eserleri sergileniyor. Bu eserler arasında Michelangelo’nun yapımı için İtalya’yı terk ettiği tek çalışma olarak bilinen “Madonna ve Çocuk” heykeli ve Pieter Pourbos imzasını taşıyan “Çobanların Tapınması” isimli eser de bulunuyor.

Ziyaret Saatleri: 09.30-17.00 – Giriş Ücreti: 6 Euro

13- Choco-Story

Sint-Jansplein üzerindeki 16. yüzyıldan kalma Huis de Crone’da faaliyet gösteren müzede, dünyaca ünlü Belçika çikolatalarının nasıl yapıldığı gösteriliyor.

Bu eşsiz lezzetin paganizmin Avrupa’da yaygın olduğu dönemde nasıl kullanıldığı ve Mayalar’ın tarifleri konusunda da ziyaretçilere ilginç detaylar aktarılıyor.

Doğrudan imalathane bölümüne de geçebilir ve tadım yapabilirsiniz.

Ziyaret Saatleri: 10.00-17.00 – Giriş Ücreti: 9,5 Euro

14- De Halve Maan Bira Fabrikası

Belçika, waffle ve çikolata dışında biralarıyla da ünlü. Keşişlerin üretimini bir gelenek haline getirdiği bu içeceğin hikâyesini De Halve Maan Bira Fabrikası’nda dinleyebilirsiniz. Asırlardır Maes Ailesi tarafından işletilen fabrikanın modern taverna atmosferine sahip restoranında, her gün 12.00-15.30 saatleri arasında gurme lezzetler servis ediliyor. Kanal manzarası eşliğinde burada bir şeyler yemek gerçekten de oldukça keyifli oluyor.

Ziyaret Saatleri: 11.00-16.00 – Giriş Ücreti: 12 Euro

15- Historium Brugge

Kültürel tesiste yalnızca Brugge’ün Orta Çağ’daki hali hakkında bilgi sahibi olmakla kalmayıp, etkileyici kent manzarasını da seyredebilirsiniz. Tabii bunun için 145 basamaklı merdiveni aşıp, zarif kulesinin en üst kısmındaki alana çıkmanız gerekiyor.

Historium Brugge bünyesinde birçok tematik alan bulunuyor. Konukların, Orta Çağ atmosferini tam olarak hissedebilmeleri için her bir bölümde gerek dekora gerekse de özel efektlere özenle yer verilmiş. Hatta bazı bölümlerde sanal gerçeklik teknolojisine başvurulmuş.

Ziyaret Saatleri: 10.00-18.00 – Giriş Ücreti: 17,50 Euro

16- Torture Museum Oude Steen

Avrupa’daki en eski cezaevlerinden biri olduğu sanılan yapıda konuklarını ağırlayan Torture Museum Oude Steen, kentte ziyaret edebileceğiniz en ürkütücü ama bir o kadar da insanı derinden etkileyen bir müze. Şehirde bir zamanlar benimsenen hukuk, düzen ve adalet anlayışına açıklık getiriyor.

Orta Çağ’da iyilik ve kötülük arasındaki ilişkiye odaklanan Torture Museum Oude Steen’in insanı ürperten koridorlarında dolaşırken envai çeşit işkence aleti ile karşılaşabilirsiniz.

Sayısı yüzü aşan aletler, kronolojik sırayla sergileniyor. Bilgilendirme ise adli bağlamlarına göre yapılıyor.

Ziyaret Saatleri: 10.30-18.30 – Giriş Ücreti: 8 Euro

17- Frietmuseum

Belçika mutfağının en özel lezzetlerinden biri olan patates kızartmasını merkezine alan Frietmuseum, 14. yüzyıldan kalma bir binada faaliyet gösteriyor. Patatesin tarihçesini İnka mezarlarından Belçika’daki fritözlere girişine kadar takip ediyor.

Choco-Story’yi kuran deneyimli isimler tarafından faaliyete geçirilen Frietmuseum’da, yeni tarifler öğrenebilirsiniz. Dilerseniz pişirilen lezzetlerin tadına da bakabilirsiniz.

Ziyaret Saatleri: 10.00-17.00 – Giriş Ücreti: 7 Euro

18- Gruuthusemuseum

1865 yılında Felix d’Hoop önderliğinde kurulan Gruuthusemuseum, adını eskiden birayı lezzetlendirmek için kullanılan çiçek ve bitki karışımından alıyor. Bu isim aynı zamanda bu karışımı üreten ailenin soyadı oluyor.

Gruuthusemuseum; 15.-19. yüzyıllar arasında bira üretiminden büyük bir servet kazanan ailenin lüks yaşamı hakkında fikir veriyor.

Koleksiyonun büyük bölümünü, gümüş ve altın yemek takımlarından el işi halılara kadar bir zamanlar Gruuthuse Ailesi tarafından kullanılan eşyalar oluşturuyor.

Ziyaret Saatleri: 09.30-17.00 – Giriş Ücreti: €12

Brugge’de Nerede Kalınır?

Brugge’de konaklama yapabileceğiniz en güzel bölgeler: Tarihi Merkez (Markt & Burg), Sint-Andries, Tren İstasyonu & Sint-Michiels ve Assebroekesi çevresi.

Brugge genel olarak çok küçük bir şehir, bu yüzden hangi bölgesinde konaklarsanız konaklayın gezip görülmesi gereken tüm önemli yerlere kısa bir yürüyüş ile ulaşabilirsiniz.

Şehrin tam kalbinde, temiz, modern ve uygun fiyatlı bir yerde konaklamak isterseniz Pazar Meydanı’na 220 m uzaklıktaki 4 yıldızlı Crowne Plaza Hotel’e bakabilirsiniz.

Biz Dukes’ Palace Hotel’de konakladık. Belçika’nın sevimli ortaçağ şehri Brügge’de konaklayabileceğiniz en güzel otel, ben çok sevdim ve keyifli 3 gece geçirdim… Özellikle sabahları sunulan açık büfe kahvaltısı çok güzel. Belçika Çikolatası, meşhur waffle’ları ve şampanya ikramı ile zenginleşen keyifli bir  kahvaltı oluyor…

Gent Şehri

Ghent Brugge’den daha büyük, daha ferah ve daha güzel bir şehir. Brügge’den trenle 22 dakikada geldik. İstasyondan tramvaya binip merkezde (Korenmarkt’ta) indik. Etrafı gezip tekne turu yaptık. Sonra tramwayla şehrin kalan yerlerini gezip istasyona, ordan da Brugge’e geri geldik. Gezmesi bu kadar rahat ve tek gün yeterli..

7. yy’da Belçika’nın Flaman bölgesinde kurulmuş olan bir ortaçağ şehri. Önce tahıl sonra kumaş ticaretiyle zenginleşmiş. Bu zenginliğini de o zamanlarda inşa etmiş oldukları yağılarda görmek mümkün. 

Gezilecek Yerleri Hızlıca Özetliyorum:

Aziz Nikolas Kilisesi

Çan Kulesi ve Tarihi Kumaş Borsası

Kontlar Kalesi (Gravensteen)

Aziz Bavo Katedrali (Sint Baafskathedraal)

Gent Güzel Sanatlar Müzesi

Gent Şehir Müzesi (Stadsmuseum)

Çağdaş Sanatlar Müzesi

St. Michael Kilisesi

Korenmarkt

Bourgoyen-Ossenmeersen Nature Reserve

1- Aziz Nikolas Kilisesi

Tarihi Buğday Pazarı’nın hemen yanında yükselen Gotik stildeki dini yapının inşa süreci 13. yüzyıl boyunca sürmüş. Kulesi, Aziz Bavo Katedrali’ndeki türdeşiyle birlikte uzun süre gözlem ve uyarı amacıyla kullanılmış. Kilisenin içinde ünlü Fransız org yapımcısı Aristide Cavaille-Coll tarafından 19. yüzyılda üretilen müzik aletini de görebilirsiniz. 

2- Çan Kulesi ve Tarihi Kumaş Borsası

Taş ustası Jan van Haelst’in günümüzde Gent Şehir Müzesi’nde sergilenen planlarına bağlı kalınarak 1313-1380 tarihleri arasında inşa edilen Çan Kulesi (Belfort en Lakenhal), tamamlanmasının ardından uyarı ve gözlem görevlerini Aziz Nikola Kilisesi’nin ve Aziz Bavo Katedrali’nin kulelerinden devralmış. 91 metre uzunluğa sahip kulenin defalarca aslına uygun olarak tadilat gören üst kısmında şehrin simgesi sayılan ejderha figürü yer alıyor.

Bitişiğindeki dikdörtgen şekilli salon ise kentin Orta Çağ’da zenginleşmesini sağlayan Tarihi Kumaş Borsası için inşa edilmiş. Salonun girişinde Mammelokker Efsanesi’ni tasvir eden bir eklenti bulunuyor.

3- Kontlar Kalesi (Gravensteen)

1180’de Kont Philip tarafından inşa ettirilen Kontlar Kalesi (Gravensteen), Leie Nehri’nin kıyısında yer alıyor. 14. yüzyıla kadar Flaman Kontları tarafından kullanılan kale geçmişte adliye, cezaevi hatta fabrika olarak kullanılmış.

Günümüzde müze olarak kullanılan kalenin hapishane bölümünde işkence ve idam için kullanılan aletleri, diğer bölümlerinde ise kontlar döneminden kalma eşyaları görebilirsiniz.

4- Aziz Bavo Katedrali (Sint Baafskathedraal)

942 yılında inşa edilen St. John Şapeli’ne yüzyıllar içerisinde yapılan Romanesk ve Gotik stilli eklemelerle günümüzdeki görünümüne sahip olan Aziz Bavo Katedrali (Sint Baafskathedraal), Çan Kulesi’nin arka tarafında yer alıyor.

89 metre uzunluğundaki kulesi sayesinde halkı felaketlere ve düşman saldırılarına karşı uyaran katedralde Flaman sanatçılar tarafından yaratılmış çeşitli eserler bulunuyor. İçerisindeki en önemli eser ise Hubert ve Jan van Eyck tarafından yaratılan ve erken dönem Kuzey Rönesansı’nın en değerli çalışmalarından biri olarak gösterilen “Mistik Kuzunun Şenliği” tablosu.

5- Gent Güzel Sanatlar Müzesi

4 yıllık restorasyon çalışması sonrasında 2007’de kapılarını tekrardan açan müzenin ağırlıklı olarak Flaman sanat çalışmalarından oluşan kalıcı koleksiyonu, Orta Çağ’dan 20. yüzyılın ortasına kadar uzanan bir dönemi kapsıyor.

6- Gent Şehir Müzesi (Stadsmuseum)

Kısa adı STAM olan Gent Şehir Müzesi (Stadsmuseum), 2010 yılında açılmış. Gent hakkında bilgi edinmek için en iyi kaynakları barındıran müzenin temelleri ise 1833 yılına kadar uzanıyor.

7-  Çağdaş Sanatlar Müzesi (Stedelijk Museum Voor Actuele Kunst)

Koleksiyonu 1945 sonrasında meydana gelen sanatsal gelişmelere odaklanmış olan müze, 1999 yılında ziyaretçi kabul etmeye başlamış.

8- St. Michael Kilisesi 

Geniş bir zaman içerisinde kademeli olarak inşa edilmiş St. Michael Kilisesi (St. Michael’s Church), zengin bir iç mimariye sahip. Dış kısmında geç Gotik stilin tercih edildiği yapının 18. yüzyıldan kalma heykelleri barındıran iç kısmıysa Neo-Gotik tarzda tasarlanmış. Michelangelo’nun bir tablosunun kopyasını da görebilirsiniz.

9- Korenmarkt (Buğday Pazarı)

10. ve 11. yüzyıllarda tahıl ticaretinin yapıldığı Korenmarkt, nam-ı diğer Buğday Pazarı, Leie Nehri ile Aziz Nikola Kilisesi arasında yer alıyor.

Kentin ünlü alışveriş caddeleri Veldstraat ile Kortemunt’u birbirine bağlayan meydanın çevresi tarihi yapılar açısından zengin. Belçika’nın lezzetli patatesleriyle yapılan yemeklerin tadına bakıp, Leffe içebileceğiniz çok sayıda kafe, restoran ve barın faaliyet gösterdiği açık alan, her yıl 21 Temmuz’dan önceki ilk cuma günü başlayan ve 10 gün süren Gent Festivali’nin merkezi konumunda.

10- Kraanlei

Nehir kıyısına paralel uzanan Kraanlei birbirinden güzel manzaralar sunan bir cadde ve geçmişte yük taşıyan gemilerin mallarının indirildiği bir alan olarak kullanılmış.

Kafeleri ve restoranlarıyla ilgi çeken cadde üzerinde House of Alijn’i ziyaret edebilirniz.

Leie Nehrinin sağ kıyısında yer alan Graslei ve onun tam karşısındaki Korenlei, Orta çağda Ghent Limanının birer parçasıydı. Günümüzde ise kentin kültürel ve turistik bölgesi haline gelen Graslei ve Korenlei, benzersiz tarihi yapıların çevrelediği, her yaştan ve kültürden ziyaretçinin buluştuğu şehrin gelişen kalbi. Scheldt ağzına yakın, Leie Nehri boyunca uzanan ve Ghent’in en eski bölgelerinden olan Graslei ve Korenlei, tarihte buğday ticaretinin de merkeziydi.

Gent’te Nerede Kalınır?

Gent’te konaklama yapabileceğiniz en güzel bölgeler: Old Town, Batı Yaka ve Tren İstasyonu çevresi.

Ve Başkent Brüksel..

Belçika’nın çok kültürlü başkenti olan Brüksel, yüzyıllar önce o bölgedeki bataklığın kurutulması sonucu ortaya çıkarılmış bir şehirmiş. Brüksel, kelime anlamı olarak da ‘bataklığın içinde bulunan yerleşim yeri’ anlamına geliyormuş. 

Tarihi binaları, meydanları, parkları, müzeleri, alışveriş caddeleriyle keyif veren, dantelleri, çikolatası, birası ve midyesi ile ünlü olan bu küçük ve kozmopolit şehir, aynı zamanda Avrupa Birliği ve NATO’nun da merkezi!

Senne Nehri ile bağlantılı Charleroi ve Willebroek kanallarının kesiştiği noktada kurulu kent ile Atlas Okyanusu arasında yaklaşık 110 kilometre mesafe bulunuyor. Başkentin en önemli komşularının başında, iki Flaman kenti olan Gent ve Antwerp geliyor.

1- Grand Place

Belçika’nın başkenti Brüksel’in görkemli meydanı Grand Place de noel zamanı muazzam bir ışık şovu oluyor.

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan ve Brüksel’de tüm yolların çıktığı bu ana meydan şehrin merkezi ve en turistik yeri. Tarihi binaların çevrelediği ve 15. yüzyılda inşa edilen bu büyük meydan, 17. yüzyılda Fransızlar tarafından yıkılmış ve yeniden restore edilmiş. Çeşitli yüzyıllara ait farklı mimari tarzları da görebileceğiniz eski ve modern yaşamın birleştiği bir yer. Zamanında Victor Hugo ve Baudelaire’i kendisine hayran bırakmış, Grote Markt olarak da bilinen bu meydan Brüksel’in ana çekim noktası.

Şuan akşam saat 5’te başlayan ve her saat başı yapılan 8 dakika süren muhteşem bir ışık şovu oluyor. Tarihi binalara yansıtılan animasyonlar ve müzikler bu görkemli meydanda öyle bir yankı buluyor ki inanılmaz etkileyici oluyor

Ağustos ayında Çiçek Halı Festivali ile renklenen alanı gezerken, Manneken Pis (İşeyen Çocuk) heykeli başta olmak üzere kentin simgesi sayılan birçok cazibe merkezini inceleyebilirsiniz.

2- Manneken-Pis (İşeyen Çocuk Heykeli)

Brüksel’de neredeyse her yol işeyen çocuğa çıkar. 17. yüzyılda yapılmış olan bu işeyen çocuk heykeli sadece 60 cm boyunda olsa da, Brüksel’in en bilinen kültürel yapılarından biri. Brüksel’in mizah anlayışının sembolü olan bu bronzdan yapılmış bu sevimli çeşmenin değişik zamanlarda giydiği yaklaşık 800 kadar kıyafeti bulunuyor. Maison du Roi’ya gidip 600 parçadan oluşan işeyen çocuk kostüm koleksiyonunu inceleyebilirsiniz. Tasarımcılar arasında John Malkovich de bulunuyor.

3- Hotel de Ville

15. yüzyıldan kalma belediye binası, Grand Place çevresinde ziyaret edilmeye değer yapıların başında geliyor. Ön tarafı çeşitli heykellerle süslü yapı, 96 metrelik gösterişli çan kulesi aracılığıyla meydanda bulunan gezginleri adeta selamlıyor.

4- Brüksel Şehir Müzesi

Hotel de Ville’in ardından rotanızı Brüksel Şehir Müzesi’ne çevirebilirsiniz. Müze, meydanın güney tarafında yer alan Breadhouse’un 3 katını kaplıyor. Sergi alanlarını dolaşırken belediye binasının önündeki heykellerin orijinallerini ve kentin üç boyutlu modelini inceleyebilir, İşeyen Çocuk ile ilgili hem bilgilendirici hem de eğlendirici kısa filmi izleyebilirsiniz.

5- Atomium

Andre Waterkey tarafından tasarlanan, 1958 Dünya Fuarı için yapılan bu devasa heykel şu an Brüksel’in önemli turistik objelerinden biri haline gelmiş. Demir atomunun 165 milyar katı büyütülmüş halini temsil ediyor. Bu yapının bulunduğu yerde bir park var. Atomun parçalarının üzerine çıkarak şehrin güzel bir manzarasını seyredebilirsiniz. Anıtın en üst kısmında restoran da bulunuyor. Gece ışıklandırması devreye girdiğinde çok daha etkileyici bir görünüme kavuşuyor.

6- Mini Europe

Bu minyatür parkta 80 farklı şehirde bulunan 350 binanın 1/25 ölçeğindeki kopyaları ile tüm Avrupa’yı tek seferde yakından inceleyebilirsiniz. Venedik kanallarında gondol gezintisi yapıp, Big Ben ile Londra saatini yakalayın, ardından TGV’ye atlayıp Fransa’yı baştan sona gezebilirsiniz.

7- Centre Belge de la Bande Dessinée

Dünyanın en çok çizgi roman sanatçısına ev sahipliği yapan yer olan Belçika’nın bu özel müzesinde, Tin Tin de dahil olmak üzere 5000’den fazla çizgi karakterin orijinal çizimini görebilirsiniz. Brüksel’de yer alan ve her zevke göre özelleşmiş diğer müzeler arasında ise Müzik Enstrümanları Müzesi, Askeri Müze ve Art Nouveau’nun doğduğu Horta Museum bulunuyor.

8- St. Michael ve St. Gudula Katedrali

Brüksel’in merkezinde yer alan ve şehrin en önemli dini yapısı olan bu katedral, kraliyet cenaze törenleri gibi önemli olaylara da ev sahipliği yapıyor. 

Gotik mimarisi ile ziyaretçilerinin hayranlığını kazanan katedral, tarih sahnesine 9. yüzyılda St. Michael’e adanmış kendi halinde bir şapel olarak çıkmış. 11. yüzyılda Aziz Gudula’ya ait eşyaların taşınmasının ardındansa kiliseye dönüştürülmüş.

9- Brüksel Kraliyet Sarayı (Royal Palace)

Brüksel’in ortasındaki bu görkemli saray, Belçika Kralı ve ailesinin yaşadığı yer. Binanın tepesinde bayrak olduğu zaman kralın orada olduğu anlamına geliyor.

Parlamento binasına yakın konumda bulunan saray, Belçika tarihi hakkında birbirinden değerli bilgiler edinebileceğiniz Musee Belvue’ye ev sahipliği yapıyor. Etrafında ise en az kendisi kadar etkileyici güzellikte bahçeler bulunuyor.

10- Cinquantenaire Parkı

1180 yılında kurulan park, ülkenin bağımsızlığını kazanmasının 50. yılını simgeliyor. Bünyesinde sportif faaliyetlere odaklanabileceğiniz, piknik yapabileceğiniz 30 hektarlık yeşil alanda zaman geçirirken Autoworld, Kraliyet Silah ve Askeri Tarih, Kraliyet Güzel Sanatlar müzelerini ziyaret edebilirsiniz.

11- Çikolata Müzesi

Brüksel’de farklı temalara yoğunlaşmış çok sayıda müze bulunuyor. Bunlar arasında en yoğun ilgiyi ise Çikolata Müzesi görüyor. Joseph Jo Draps’ın eşinin önderliğinde 1998’de kurulan kültürel tesiste Belçika çikolatalarının nasıl yapıldığını öğrenebilir, öyküsünü dinleyebilir ve bol bol tadım yapabilirsiniz.

12- Royal Saint-Hubert Galeries

Birçok kafe ve butiğin bulunduğu turistik bir kapalı çarşı.

13- Alışveriş Caddeleri

Lüks markalar ve butik mağazaların yer aldığı şehrin iki ünlü alışveriş caddesi “Boulevard de Waterloo” ve “Rue Antoine Dansaert” ‘dır. “Rue Neuve” ise daha normal marka mağazaların yer aldığı ve sadece yayalara açık olan bir alışveriş caddesidir. Bu caddede ayrıca “City2” isimli bir de alışveriş merkezi var. 

Belçika’da ne yenir?

Midye başta olmak üzere her çeşit deniz ürünü, çikolata, waffle, bira ve patates kızartması şehrin en meşhur yemeklerini oluşturuyor. Yerel halk, kızartılmış ya da fırınlanmış patates dışında carbonnade flamande, karides kroket, steak tartare, erikli tavşan eti, et buğulama ve köfte gibi yemek çeşitlerini seviyor.

Hemen her yerde yiyebileceğiniz bu çeşit yiyecekler dışında “Filet Americaine” (çeşitli otlarla servis edilen neredeyse çiğ kıymadan yapılan bir yemek), Lapin a la Kriek ( tavşan bacağından yapılan bir yemek), Cuisse de Canard (ördek eti ile yapılıyor) Belçika’ya has tadabileceğiniz lezzetler arasında yer alıyor.

Brüksel’de nerede ne yenir?

“Nordzee”, “Vismet”, “Aux Armes de Bruxelles”, “Chez Leon”, “Arcadi” şehrin en bilindik ve ünlü restoranları! “Cafe Beige” ve “Maison Antoine” ise Belçika usulü kızartılmış lezzetli patates cipsi yiyebileceğiniz yerler. 

Brüksel’e özgü tarifler yapan yerel restoranlar: ’’Fin de Siècle’’, ’’Brasseries Georges’’, ’’Cafe Novo’’ve ‘’Restobieres’’

Grand Place’de yer alan ‘’Chaloupedor’’ adlı kafe hem meydan manzaralı hem de çok tatlı bir ortama sahip. Yemekleri de güzel.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir