Şehirler, Seyahat Günlüğü

VENEDİK VE 59. VENEDİK BİENALİ HAKKINDA BİLMENİZ GEREKENLER

Kasım ayı boyunca beş Avrupa şehrini gezme fırsatım oldu. Programlar üst üste geldiği için biraz yoğundum o sebeple Venedik ve Venedik Bienali ile ilgili izlenimlerimi şuanda yazma fırsatı bulabildim. Diğer şehirlerde de harika bir noel atmosferi hakimdi. Avrupa şehirlerinde genelde 25 Kasım itibariyle noel pazarları kurulmaya başlıyor. Bu şehirlerle ilgili detaylı yazılarımı da paylaşıyor olacağım. Şimdi gelelim Venedik’e…

Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan ve Adriyatik Denizi kıyılarında kurulmuş olan yüzen şehir Venedik; 118 adanın bir araya gelmesinden ve bu adalar arasında bulunan 170 adet kanaldan oluşur. Bu kanallar üzerine kurulu 400 adet köprüyle adacıklar arasında geçiş sağlanır. 

Venedikliler asırlardır ulaşımlarını şehrin simgesi haline gelen gondollarla sağlamışlar. Günümüzde gondolculuk babadan oğula geçen bir meslek olarak halen devam ediyor ve şehrin simgesi olarak turistleri masalsı bir görüntünün içinde gezdirmek için kullanılıyor.

Doğuyu batıya taşıyan, kanalları, gondolları, sarayları, Bizans sanatı etkisindeki kiliseleriyle İtalya’nın en romantik şehri Venedik; 58 ülkeden 213 sanatçının katıldığı dünyanın en prestijli sanat etkinliği olan Venedik Bienali’ne ev sahipliği yaptı. Venedik Bienali, İtalya’nın Venedik kentinde iki yılda bir düzenen, Nisan ve Kasım ayları arasında devam eden uluslararası bir çağdaş sanat sergisi.

Bu yıl 59. su düzenlenen “The Milk of Dreams” başlıklı bienalin küratörlüğünü sanat yönetmeni Cecilia Alemani üstlendi. 

(Venedik Bienali Sanat Yönetmeni Cecilia Alemani çağdaş sanatçılar için çok sayıda sergi düzenlemiş bir isim. 2017 Biennale Arte kapsamında İtalyan Pavyonunun küratörlüğünü üstlenmişti ve halen New York’taki kent parkının halk sanatı programı High Line Art’ın direktörü ve baş küratörü olarak görev yapmakta.)

Ana hatlarıyla bazı temel hususlara değinecek olursam:

1- Sergi Sürrealizme odaklanıyor. 

2- Kadın sanatçılara benzeri görülmemiş bir vurgu yapıyor. (The Milk of Dreams’de 213 sanatçı yer alıyor ve sanatçıların çoğunluğunun erkek olarak tanımlandığı önceki gösterilerin aksine bu sene sanatçıların sadece yüzde 10’u kendini erkek olarak tanımlandı. Bienalin sanat yönetmeni Alemani, gösterisini açıkça feminist olarak tanımlıyor.)

3- Sergi “The Milk of Dreams” (Rüyaların Sütü) adını İngiliz sürrealist ressam Leonora Carrington’ın kitabından alıyor. Yaşamın sürekli olarak hayal gücü prizması aracılığıyla yeniden tanımlandığı büyülü bir dünyayı betimleyen bir kitap bu. Herkesin değişebileceği, dönüşebileceği, bir şey ya da bir başkası olabileceği; olasılıklarla dolu özgür bir dünyaya vurgu yapıyor. 

4- Leonora Carrington’ın dünya dışı yaratıklarını, diğer dönüşüm figürleriyle birlikte, bedenlerin metamorfozları ve insan tanımları arasında hayali bir yolculuğa çıkarttı.

5- 127 yıllık tarihinde ilk defa çoğunlukla kadın ve cinsiyete bağlı olmayan sanatçıların yer verildiği, 150 yıllık sanat üretimini kapsayan bir sanat şöleni sunuldu.

6- Bienal ana sergisi 2 ana mekanda; Arsenale ve Giardini’de gerçekleşti.

Bienalin yönelttiği bazı sorular ise şunlardı:

Sergi, küratörün sanatçılarla yaptığı çeşitli söyleşiler sırasında ortaya attığı;

-İnsanın tanımı nasıl değişiyor?

-Yaşamı oluşturan nedir ve bitkinin hayvandan ne farkı vardır, insanı insan olmayandan ayıran nedir?

-Gezegenimize, diğer insanlara, hemcinslerimize ve başka yaşam formlarına karşı sorumluluklarımız neler?

-Biz olmasak hayat neye benzerdi?

gibi bir dizi soruya odaklanıldı. 

Bu sorulardan yola çıkan Alemani’ye göre ‘’The Milk of Dreams’’ sergisi üç ana temaya odaklanıyordu:

1- Bedenlerin temsili ve metamorfozları

2- Bireyler ve teknolojiler arasındaki ilişki

3- Bedenlerle Dünya arasındaki bağlantı

Günümüz dünyasının gerçekliği pandemi, ekonomik kriz ve savaşken; ‘’ The Milk of Dreams’’, hayallerden beslenerek kendi gerçeküstü dünyasını yaratmıştı.. Sadetle: Rüyalar, gerçek üstü dünyalar ve kadın sanatçılar en temel vurguydu.

Notlar:

Rusya Federasyonu Pavyonu yetkilileri görevlerinden istifa ettiğinden ülke olarak bienale katılmadılar.

Ayrıca Venedik Bienali, Rusya’ya karşı özgürlüğü savunmaya devam edenlere kapılarını kapatmadı.

Arsenale, sanayileşme öncesi Venedik şehrinin en büyük üretim merkeziydi. Burada mesai yapan işçilerin sayısı 2000’i buluyordu. Şehrin ekonomik, politik ve askeri gücünün simgesiydi. 

Arsenale binası: Arnavutluk, Arjantin, Çin, Hırvatistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Filipinler, Gürcistan, Endonezya, İrlanda, İtalya, Kosova, Latvia, Makedonya, Malta, Meksika, Yeni Zelanda, Peru, Singapur, Slovenya, Güney Afrika, Özbekistan, Tunus ve Türkiye’nin ulusal pavyonlarına ev sahipliği yaptı.

Giardini: 29 ülkenin pavyonuna ev sahipliği yaptı. Pavyonların bazıları dünyaca ünlü mimarlar tarafından tasarlandı. Bunlar arasında; 

-Josef Hoffmann’ın Avusturya Pavyonu, 

-Gerrit Thomas Rietveld’in Hollanda Pavyonu ve -Alvar Aalto’nun ikizkenar yamuk şeklinde tasarladığı prefabrik Finlandiya Pavyonu var.

Amerika, Fransa, İsviçre, İngiltere, Venezia gibi bienalin en iyi ülke pavyonları da burada bulunuyordu.

Akılda kalanlardan bazıları:

-Peggy Guggenheim’ın ömrünü adadığı, koleksiyonunun yer aldığı Guggenheim Evi ve Guggenheim Müzesi’ndeki 40 uluslararası müze ve özel koleksiyondan toplanmış 60 eserden oluşan “Surrealism and Magic” sergisi.

-Venedik gotiği ve Rönesans’ının en önemli sanatçılarının eserlerini barındıran Accademia Galerisi 

-Türkiye’den Füsun Onur’un  ‘’Evvel Zaman İçinde’’ isimli sergisi, metalleri eğip bükerek yarattığı minimal fareler ve kediler üzerinden sunduğu bir hikaye.

-Dünyaca ünlü Pinault Koleksiyonu’na ait mekânlardan Palazzo Grassi’de gerçekleşen, Güney Afrikalı sanatçı Marlene Dumas’nın 1984’ten beri ürettiği 100’ün üzerinde eserin yer aldığı “Open-end” sergisi.

-Palazzo Ducale’de, hepsi bu mekâna özgü üretilen eserlerinin yer aldığı yaşayan en ünlü Alman sanatçılardan olan Anselm Kiefer sergisi, -Fondazione Louis Vuitton içinde tek işi ile yer alan Katherina Grosse sergisi ve Dükler Sarayı 

-Giardini’de (Napolyon’un işgali sırasında yarattığı Bahçeler) yer alan kısmını ve aralarında Amerika, Fransa, İsviçre, İngiltere gibi bu bienalin en iyi ülke pavyonlarının bulunduğu bölümler.

-Accademia Galerisi’ndeki sergisiyle ilk İngiliz sanatçı olmaya layık görülen Anish Kapoor’un, kariyerinin farklı dönemlerinden eserlerini, karbon nano-teknolojisini kullanarak gerçekleştirdiği yeni üretimleriyle bir araya getiren sergi.

-Arsenale’de ayakkabılarınızı çıkartarak girdiğiniz Özbekistan pavyonu da sıradışıydı.

Barbara Kruger

Feminist bakış açısıyla sosyal klişeleri sorgulayan, kısa metinler içeren geniş formatlı grafikler oluşturan kavramsal sanatçı Barbara Kruger ana sergide yer alıyordu. 

Duvardan duvara bir yerleştirmeyle, arzu ve bedenler üzerine iyi ve kötü şeyler hakkında bir metini görsel olarak sunuyordu. Yerleşik güç yapılarını ve sosyal yapıları ortaya çıkarmak ve sorgulamak için görüntüleri, dili ve teknolojiyi kullanan Kruger, bu yerleştirmesinde de farklı bir görsel dil kullanmış.

Marlene Dumas, “Open-end”

Pinault Koleksiyonu’nun tematik sergileriyle dönüşümlü olarak düzenlenen, önemli çağdaş sanatçılara adanmış monografik gösteriler döngüsünün sonuncusu olan “Open-end”, Marlene Dumas’ın eserlerini sunuyordu. Sanatçının 1984’ten günümüze kadar üretmiş olduğu yağlı boya tabloları ve mürekkep çizimleri dahil olmak üzere, 100’den fazla eserinin yanı sıra henüz sergilenmemiş son dönem yapıtları da yer aldı. Dumas’a adanmış büyük bir monografi sergisi bienal çerçevesinde görülmesi gereken seçkilerden biriydi.

Anselm Kiefer

 “Questi scritti, quando verranno bruciati, daranno finalmente un po’ di luce (Andrea Emo)” – Bu yazılar yakıldığında nihayet biraz ışık verecek. 

Palazzo Ducale’deki yerleştirmede Anselm Kiefer, Venedik’in kuzey ve güney arasındaki benzersiz konumunu ve Doğu ile Batı arasındaki etkileşimini yansıtıyor. Goethe’nin trajik oyunu “Faust”tan esinlenen sanatçı, Venedik’in tarihini eserinde bu bağlamda ifade ediyor. 

Anish Kapoor

İngiliz heykeltıraş Anish Kapoor, Gallerie dell’Accademia ve Palazzo Manfrin’deki sergisiyle Venedik’te sanatseverlerle buluşuyor. Mekan seçimini, özellikle Rönesans dönemine ait yapıtların ve tarihte önemli yer edinmiş usta ressamların eserlerinin sergilendiği alandan yana kullanan sanatçı, nanoteknoloji yardımıyla ürettiği çalışmalarını izleyicinin beğenisine sunuyor.

Mary Weatherford, “The Flaying of Marsyas”

Los Angeleslı sanatçı Mary Weatherford, “The Flaying of Marsyas” adlı enstalasyonunu, 10 yıl önce Roma’da Scuderie del Quirinale’de gördüğü Titian’ın geç Rönesans başyapıtı “The Flaying of Marsyas” tan etkilenerek oluşturdu. Weatherford, orijinal çalışmanın unsurlarına dikkat çekmek için bu üretiminde neon ışıklar kullandı. Gölgeli ve kasvetli bir üslubu olan bu çalışma Venedik Bienali’nin dikkat çeken eserlerindendi.

Noah Davis

2015’te 32 yaşında yaşamını yitiren Noah Davis’in eserleri çağdaş siyah Amerikan yaşamına farklı yorum getiren resimleriyle Venedik Bienali’nde görülmesi gereken sergilerdendi.

Gelelim Venedik’e…

Venedik’te gezilecek yerlerin başında San Marco Meydanı ve San Marco Bazilikası geliyor tabiki. Şehrin simgesi olan Rialto köprüsü ve kanallar arasındaki dar sokaklar oldukça fotojenik. Kanallar arasında Gondol turu yapmak isterseniz yarım saati 80 euro ve gondol en fazla 4 kişi kapasiteli. Tek kişi de olsanız 4 kişi de olsanız gondol başına fiyat bu şekilde. Venedik alışveriş yapmak için de ideal bir şehirdir, Chanel, Celine, Hermes, Ysl gibi dünyaca meşhur markaların mağazalarını bulabilirsiniz. San Marco meydanının arka kısmında yer alan Calle Larga XXII Marzo, Salizzada San Moisé, Calle Vallaresso, Calle Goldoni ve Frezzerie gibi birbirine bağlı caddelerinden oluşan küçük bir bölgede toplanmış durumdalar. Cam işçiliğiyle meşhur olan Murano Adası’na da günübirlik gezi yapabilirsiniz. 

T Fondaco Dei Tedeshi isminde çok güzel bir avm yer alıyor, mimarisi harika, tam İtalyan işi, içini mutlaka görmelisiniz. Yine dünyaca ünlü markaların butikleri bu avm’de yer alıyor.

Venedik Mekan Önerileri:

İtalya deyince yeme – içme başta geliyor tabiki, o yüzden size oldukça fazla mekan önerisi sıralayacağım.

Kahve Molaları:

‘’Bar de Gino’’ – Sestiere Dorsoduro 853/A 

Ufak ve sevimli bir sokakta, pek çok sanat atölyesinin ortasında bulunan eski bir kafe. İçi kremalı cornettosu denenmeli. (Cornetto italyanca’da Kruvasan anlamına geliyor)

‘’Caffè Rosso’’ – Sestiere Dorsoduro, 2963

Venedik’in en eski mahalle kahvesi. Zamanında birçok ünlü ressam, oyuncu ve yazarın baş tacı olmuş.

‘’Le Cafe’’ – Campo Santo Stefano, 2797 

Ünlü Venedik Konservatuvarı’na ev sahipliği yapan Campo Santo Stefano’nun ortasında yer alıyor. Parizyen bir havası var.

Ca’ Giustinian – San Marco, 1364

Venedik Bienali’nin idari merkezi olan Ca’Giustinian, bienale ait sevimli ve hareketli bir kafeye ev sahipliği yapıyor. Gondol iskelesinin yanında yer alan mekan, hem turistik hem de müthiş manzarasıyla son derece keyifli.

‘’Torrefazione Marchi’’ – Cannaregio, 1337 | Rio Terra San Leonardo

Brunch ve Öğle Yemeği:

 ‘’Caffè Florian’’ – Piazza San Marco 30124

San Marco meydanının tam ortasında yer alan ve tarihi neredeyse kahvenin tarihi kadar eskilere uzanan Caffe Florian, 1720 yılında Floriano Francescori tarafından açılmış. Yıllar boyu Marcel Proust, Charles Dickens, Goethe, Lord Byron gibi birçok tarihi ismi ağırlayan kafe aynı zamanda Casanova’nın ava çıktığı mekanlardan biriymiş. Burada her gün canlı klasik müzik yapan müzisyenlerin notaları meydandaki kalabalığı büyülüyor. Bir içki ya da mevsime göre Caffè Florian’ın meşhur sıcak çikolatasından sipariş verip kendinizi muhteşem melodilere kaptırın.

 ‘’Ristorante Quadri’’  – San Marco 120, Piazza San Marco 1 michelin yıldızlı – alt katı kafe

Venedik’in bir Michelin yıldızına sahip iki restoranından biri. Padova’da üç Michelin yıldızlı Le Calandre’nin de sahibi olan Sicilyalı yaratıcı ve hınzır yemek gurusu kardeşler Massimiliano ve Raffaele Alajmo’nun son şahaseri. Venedik’in uluslararası yemek sahnesine çıkmak için mükemmel bir lokasyon olduğunu düşünen kardeşler, 2011 yılının haziran ayında San Marco meydanındaki iki tarihi kafeden Quadri’yi yenileyerek restorana çevirmiş. 

Alt katta kafe ve bistro hizmeti vermeye devam eden mekanın üst katı elden geçirilerek yenilenmiş. Tam üzerlerine odaklanmış spotlar ve hafifçe bol bırakılarak alttan düğümlenen örtüleri sayesinde yemek masaları hava karardığında mekanda yüzen adacıkları anımsatıyor. Sandalyeler ise kadife kaplı gondolcu banklarından esinlenerek tasarlanmış. Duvarlardaki tablolar da yemekler gibi Massimiliano Alajmo imzalı. Yemek takımları restorana özel olarak üretilmiş. Uzun ve ince şarap kadehinin ismi, fiziksel benzerliği nedeniyle Max (Massimiliano), geniş ve toparlak yapılı kadehin ismi ise Raf (Raffaele). Quadri’de klasiklerin bulunduğu sabit menü dışında yılda dört kez değişen mevsimlik menüler de bulunuyor. Şefin İtalyan sushi’si adını verdiği Şam fıstığı soslu domates ve fesleğenli çiğ balık dolgulu soğuk makarna mekanın favorilerinden. Mekanda sommelierin şarap seçkisi eşliğinde sunulan degüstasyon menülerinden Venedik esintili Laguna ve şefin hazırladığı Quadri 200 Euro. Menüden seçim yapmak isteyenler için ana yemekler içki hariç 70 Euro. Restoranın  girişinde şeflerin seçtiği oda parfümü, tasarım bardaklar, zeytinyağı ve jam session adını verdikleri reçeller gibi pek çok ürünü görmek te mümkün. Pazartesi hariç her gün açık olan restorana rezervasyon şart.

Ön tarafında ise kafesi mevcut. ‘’Gran Cafe de Quadri’’ olarak geçiyor. Şahsen ben orayı çok seviyorum. Günün her saatinde canlı müzik eşliğinde meydanın ortasına atılmış sandalyelerde oturup güzel bir İtalyan şarabı yada kahve keyfi yapabilirsiniz.

‘’Trattoria Altanella’’ – Calle delle Erbe, 268 Giudecca 

Giudecca adasının daracık bir sokağında 1865 yılında açılan restoran, 1902 yılında İtalyan bir çift tarafından devralınmış. Günümüze kadar işletmesi babadan oğula geçen Trattoria Altanella, şu anda ailenin dördüncü jenerasyonu Roberto ve Stefano Stradella tarafından yönetiliyor. François Mitterand’ın favorisi olan minik restoran, sade ve renkli bir şekilde döşenmiş. Altanella’nın spesiyalitesi Venedik usulü sarımsaklı ve beyaz şaraplı mürekkep balığı Seppie alla Veneziana. Pazartesi ve salı günleri kapalı olan mekan, kış aylarında içeride, yazın ise kanal kıyısındaki küçük terasta hizmet veriyor.

‘’Casin dei Nobili’’ – Sotoportego del Casin dei Nobile, Sestiere Dorsoduro, 2765 

Hem yerli halkın hem turistlerin gözdesi olan mekanın, pizzaları seviliyor. Kapıdaki uzun kuyruğun caydırıcı olmaması için rezervasyon yapılmalı.

‘’Antico Forno’’ – Ruga Rialto, 973 

Rialto’nun sevimli ara sokaklarından Ruga’da buluyor. Oturma yeri olmayan minik bir fırın. Taze bruschetta’lar, pizzalar ve çörekleriyle harika bir yer.

‘’Osteria Enoteca’’ – Sestiere Cannaregio 4582a 

Giorgione, Venedik mutfağına yoğunlaşan Dario ve Fabio, her sabah Rialto marketinden taze balık alışverişi yapıyorlar. Dolayısıyla buranın deniz mahsüllerini kaçırmamak gerek.

‘’Impronta Cafe Restaurant’’ – Dorsoduro 3815

‘’Locanda Cipriani’’ –  Piazza Santa Fosca 29

‘’Caffe Del Doge’’ – San Polo, 609

‘’Il Refolo’’ – Santa Croce, 1459

‘’Casa del Parmigiano’’ – San Polo 214/215

‘’Pronto Pesce’’ –  Pescheria Rialto, San Polo 319

‘’Ostaria Ai Do Pozzi Dae Fie’’ –  Castello, Campo Do Pozzi 2613, Arsenale

‘’Caffè Rosso’’ – Sestiere Dorsoduro, 2963

Pastaneler:

‘’Pasticceria Tonolo’’ – Dorsoduro 3764, Calle San Pantalon

Venedik’in en meşhur pastanelerinden biri olan Tonolo, işe giden Venedik’lilerin tercih ettiği en iyi espresso ve cornetto’yu sunan adreslerden. Şehrin en hareketli bölgelerinden Campo Santa Margherita’ya beş dakikalık yürüme mesafesinde yer alıyor.

‘’Pasticceria Andrea Zanin’’ – Campo San Luca, San Marco 4589-4593

‘’Pasticceria Gobbetti’’ – Dorsoduro 3108b, Ponte dei Pugni

“Pasticceria Rizzardini”, S. Polo1415 Campiello dei Meloni

Dondurma:

‘’Gelateria Alaska’’ – Calle Larga dei Bari, 1159

‘’Da Nico’’ – Fondamenta Zattere 922, Dorsoduro

‘’Boutique del Gelato’’ – Castello 5727

İtalya’da dondurma genelde her yerde iyidir bu arada.

Çikolata:

‘’Vizio Virtù’’  – San Polo 2898/A 3

Aperativo:

‘’Cantinone gia Schiavi’’ – 992 San Trovaso Way 

Dorsoduro’nun Zattere Sahili’ne inen ara sokaklarından birinde konumlanan şehrin en popüler şarap evi Schiavi’de hem sosyalleşip hem de sonsuz çeşitlilikteki yerel alkolleri tadabilirsiniz. Ev yapımı Prosecco’sunu kaçırmayın.

‘’Bar Longhi’’ – The Gritti Palace, 30124

Venedik Dükü Gritti’nin ev sahipliğiyle tarihi 1400’lere dayanan muhteşem yapının kafesi Bar Longhi, özellikle iş çıkışları ya da yemek sonrası elit bir kalabalığın uğrak yeri.

‘’Un mondo Divino’’ – Sestiere Cannaregio, 5984/A

‘’Bancogiro’’ – Campo San Giacometto122, San Polo 

Rialto köprüsünün San Polo ucunda, şehrin en turistik ikinci meydanında bulunan Bancogiro’nun küçük yemek menüsüne tatmin edici bir şarap menüsü eşlik ediyor. Ahşap ve taş ağırlıklı bir dekorasyona sahip mekanın alt katında bar sandalyeleri ve banketler, taş kemerli üst katındaysa ahşap masalar bulunuyor. Menüde ev yapımı makarnalar gibi klasiklerin yanı sıra, harissalı balık çorbası, anason, badem ve zeytinli levrek gibi değişik yemek girişimleri de mevcut. Yaratıcı mutfak deneyimleri ya da aperitivo tipi hafif bir yemek için doğru adres.

‘’Caffe Brasilia’’ – Rio Terra Assassini, 30124

Canlı caz performası yakalarsanız, ‘spritz’inize eşlik eden caz tınılarıyla gerçek bir ‘dolce vita’ saati yaşayabilirsiniz.

Akşam Yemeği:

Stagneri Caddesi’ndeki ‘’Da Mamo’’, Scaleter Caddesi’ndeki ‘’Da Fiore’’, San Polo semtindeki ‘’Antiche Carampane’’ ve Del Mondo Novo Sokağı’nda yer alan ‘’Osteria alle Testiere’’ Venedik’in seçkin restoranları arasında yer alıyor.

Trendy Restoranlar

‘’ Harry’s Bar’’ –  Calle Vallaresso 

Burası Giuseppe Cipriani’nin ilk dükkanı. Cipriani hikayesinin başladığı yer.

‘’Quadri’’ –  Piazza San Marco 121

Yukarıda detaylarını anlatmıştım.

❤️ ‘’Met Restaurant’’ – Bizim konakladığımız Hotel Metropole’de hizmet veriyor.

Geleneksel İtalyan lezzetlerine çağdaş dokunuşlar. THE MET, Metropole otelin içinde yer alan bu gurme restoran Ortaçağ’dan kalma bir atmosfer yaşatıyor.

❤️ ‘’Cip’s Club’’ – Hotel Cipriani, Giudecca, 10 

San Marco meydanından Cipria’nın özel deniz araçlarıyla, Giudecca adasına ulaşacaksınız. İki Michelin yıldızlı Davide Bisetto’nun başında olduğu Cip’s Club unutulmaz bir deneyim.

❤️‘’Trattoria do Forni’’ – Calle dei Specchieri, 457, San Marco

Piazza San Marco yakınlarında yer alan geleneksel Venedik mutfağı ve uluslararası mutfaklar sunuyor, Orient Room rustik bir ortam iken, ön cephedeki salon modern bir dekora sahip.

❤️‘’PG Restaurant & Bar’’ – Palazzina Grassi, Sestiere di San Marco 3246

16yy. ait bir palazzo iken Philippe Starck tarafından tasarım bir otele dönüştürülen Palazzina Grassi’nin restoran ve barı olan PG şu anda şehrin en in restoranları arasında yer alıyor.

❤️‘’Restaurant Terrazza Danieli’’ – Riva degli Schiavoni, 4196

Bahar aylarında açtığı muhteşem terası şahane. Sağ tarafınızda San Marco Meydanı, önünüzde Giudecca Adası, sol tarafınızda ise Lido görsel şölen sunuyor. Turist filminin çekildiği meşhur Hotel Danieli’nin restoranı.

❤️‘’Centrale Lounge Restaurant & Bar’’ – San Marco Piscina Frezzeria, 1659B 

Modern restoran, İtalyan lezzetlerini neo-klasik tasarımlar, mum ışıkları ve ipad menüler gibi bir kombinasyonla sunuyor. 2014 yılında şehrin ‘En İyi Restoranı’ seçildi.

‘’Trattoria Da Fiore’’  – San Polo 2202, Calle del Scaleter

Hala Venedik’in en ‘in’ ve ‘iyi’ si sayılan bu Michelin yıldızlı restoranın karidesli risottosu gerçekten muhteşem. Tek Michelin yıldızlı Da Fiore, rahat bir İtalyan restoranı. Yemek yapmayı anneannesinden öğrenmiş olan Mara Martin ve eşi Maurizio Martin’in aile işletmesi. Mekanın iddiasız, sade ve az süslü dekorasyonuna renk katan ana öğe Carlo Moretti imzalı, Venedik işi bardaklar. Da Fiore, Venedik’te birçok restoranın menüsünden bulunan Fegato alla Veneziana ve deniz ürünleri konusunda iddialı. Ana yemeklerinden kırmızı şarapta karamelize edilmiş kırmızı lahana ile soğanlı beşamel soslu fırında makarnayı tadın.

‘’Alle Testiere’’ – Castello, Calle del Mondo Novo 5801 

Venedik’in Bienal süresince ve akşamları çok hareketli olan Castello bölgesinde yer alan Alle Testiere, en fazla 30 kişiyi ağırlayabilen bir balık restoranı. 

Mekanın ahşap dekorasyonuna bej ve krem tonlarında akesesuarlar eşlik ediyor. Her sabah deniz ürünleri ve balıklar halden günlük olarak alınıyor, haliyle günlük menü de halden gelen balıklara göre şekilleniyor. Alle Testiere’nin balık çorbası en iddialı yemeklerinden. Sadece altı masası olan restoranda rezervasyonsuz yer bulmak imkansız. Pazar ve pazartesi hariç her gün öğle ve akşam yemeği saatlerinde hizmet veriyor.

‘’Naranzaria’’ – San Polo 130 

Rialto köprüsünü San Polo’ya doğru geçip sağa baktığınız anda bir büfeyi andıran Naranzaria’yı görebilirsiniz. Mekanın iddiasız ve dekorasyonuna rağmen Venedikliler arasında popüler olmasının nedeni kanalın tam kıyısındaki terası. Yemeğe gitmeden önce uğrayıp bir kokteyl içerek manzaranın keyfini çıkarmak ta iyi fikir. Pazartesi günleri kapalı.

‘’Linea d’Ombra’’ – Ponte dell’Umilta, Dorsoduro 19 

Kanalın kıyısında yer alan, Venedik’in belkide tek modern restoranın terasında, yaz akşamları şık lokaller bir araya geliyor.

‘’Il Ridotto Restaurant’’ – Castello, campo SS. Filippo e Giacomo 4509 

Çağdaş ve yaratıcı İtalyan mutfağı.

‘’Osteria alle Testiere’’

Küçük, rahat ve samimi bu restoran mükemmel deniz mahsülleri ve ‘pasta’ları ile çok gözde. Campo Santa Maria Formosa yakınında

‘’Avogaria’’ – Dorsoduro 1629, Calle Dell’Avogaria

Harika Puglia yemekleri sunan bu minimalist trattoria çok trendy.

‘’Muro Vino e Cucina’’ – Sestiere San Polo, 222, Rialto 

Siyah beyaz temalı Şık atmosferinde Şef Beppe Klostermaier’in mükemmel füzyon mutfağı.

‘’Antico Pignolo’’  -Montecarlo, 451 Calle Specchieri, San Marco

Özellikle geniş şarap menüsü ve deniz mahsülleri ile ön plana çıkan bu şık restoran, hem lokallerin hem de turistlerin gözdesi. Sıcak havalarda yemek yemek için çok keyifli bir arka bahçesi var. 

‘’Corte Sconta’’ – Calle del Pestrin, Castello 3886 

Venedik’in en iyi deniz mahsülleri restoranları arasında yer alan Corte Sconta pahalı bir favori.

‘’Antiche Carampane’’ – San Polo 1911 

Şehrin en eski trattoria’larından birisi olan bu restoran, geleneksel İtalyan lezzetleri, taze balıkları ve leziz deniz mahsülleri bir vazgeçilmez, çok şirin bir terası da bulunuyor.

‘’Antinoo’s Lounge & Restaurant’’ – Dorsoduro 173 

Nehrin kıyısında yıldızların altında romantik bir ortamda leziz İtalyan yemekleri.

❤️ ‘’De Pisis’’ – Hotel Bauer, Campo San Moisè, 1459 San Marco 

Muhteşem kanal manzarası ile şehrin en romantik restoranı De Pisis şık ortamı ve sezona göre değişen tadım menüleri ile gurme restoranların başında yer alıyor.

Samimi Restoranlar:

‘’Osteria Santa Marina’’ – Castello, Campo Santa Marina 5911  

Tipik bir Venedik tavernası olan Santa Marina leziz deniz mahsülleri ve geleneksel İtalyan lezzetleri sunuyor. Her yıl Michelin Guide da dahil olmak üzere neredeyse tüm rehberlere girmeyi başaran Osteria di Santa Marina, koyu ahşap dekorasyonu ve sarı ışıklandırmasıyla Batı Avrupa’nın sıcak ve rahat restoranlarını anımsatıyor. Havanın güzel olduğu günlerde sakin ve geniş Santa Marina meydanına yerleştirdiği masalarla kapasitesini artıran restoran, açık havada yemek yemek için de ideal.

‘’Al Mascaron (Gigi)’’ – Castello, Calle Lunga Santa Maria Formosa 5225

Al Mascaron, salaş bir ortamda balık ve deniz mahsüllerini tadabileceğiniz tipik bir İtalyan restoranı. Çeşitli sanatçıların resimlerinin duvarları süslediği restoranda bazı resimler satılık. Mekanın girişinde yer alan devasa bidonlarda sabahları kanallardan geçen teknelerden dağıtılan ‘vino della casa’ (ev şarabı) bulunuyor. Restoranın sahibi Gigi Vianello, uzun yıllar Paris’te yaşadıktan sonra anavatanı Venedik’e dönmüş ve 1980 yılında sadece kendi istediği şeyleri pişirmek için Al Mascaron’u açmış. Gigi, mekanın müdavimleriyle şakalaşıyor, misafirlerle bizzat sohbet ediyor, herkese içki ikram ediyor. Dünyaca ünlü sanatçıların ve yazarların gözlerden uzak karın doyurmak için sıkça uğradığı mekanda pişen tüm yemeklerin tarifleri internet sitesinde bulunuyor.

‘’Osteria La Bitta’’  – Calle Lunga San Barnaba, Dorsoduro 2753a / geleneksel osteria

‘’Bistrot de Venise’’ – San Marco, Calle dei Fabbri 4685

‘’La Mascareta’’  – Calle lunga S.M.Formosa, 5183 / Et, balık ve geleneksel İtalyan lezzetleri

‘’Osteria Ca’ D’Oro (La Vedova)’’ –  Calle del Pistor | lungo strada nuova / geleneksel osteria

‘’Alla Madonna’’ – Calle della Madona, 594, San Polo / geleneksel trattoria

‘’Anice Stellato’’ – Fondamenta della Sensa 3272, Cannaregio / Aile işletmesi geleneksel osteria

‘’Tavernetta San Maurizio & Gastonomia San Maurizio’’ –  San Marco 2619 & San Marco 2629 İtalyan Tavernası

Bar ve Kulüpler:

PG Bar, San Marco 3247

Ai Do Draghi, Campo Santa Margherita, Dorsoduro 30123

Hilton Skyline Bar, Hilton Molino Stucky Hotel, Giudecca.

Harry’s Bar, Calle Vallaresso

B-BAR, Hotel Bauer

Bacaro Jazz Lounge, San Marco 1345, Salizzada San Moise

Poppa/ Osteria da Filo, Sestier Santa Croce 1539

Centrale Lounge & Bar, San Marco 1659 (Piscina Frezzaria)

Dogado, Cannaregio 3660, Strada Nova

Ancora, San Polo 120

Caffé Aurora, St. Mark’s Square

Venedik’te Hotel Metropole’de konakladık. Kanal kenarında çok şık ve nezih bir oteldi. Kahvaltısı güzeldi ama esas güzel olan akşamları The Met restoran olarak hizmet veren salonuydu. Oldukça şık ve zarifti.

Venedik Marco Polo havaalanından otele gelirken önce araçla belli bir noktaya kadar gelip daha sonra deniz taksiye bindik. Otelin önüne kadar deniz taksi ile geldik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir